Yaz Havası

Hiç "bizden geçti artık" dediniz mi? Kaç yaşında kendi geleceğimiz bitiyor? Bizden yaşlıları ne zaman geleceği olmayan kişiler olarak görmeyi öğreniyoruz? Çocuklarımızın geleceğini planlamak, onun için çaba sarf etmek bize daha kolay mı geliyor? O zaman çocuklarımız, çevremiz daha mı fazla sayıyor bizi?

Her yerde bir tatil havası ... "Herşey dahil" olan otellerde yemek saatleri arasına sıkıştırılmış tatiller dinlenme yerine stres yaratıyormuş, yoruyormuş bizi. Yemek saatlerini kaçırmamak için tatile gittiği yerleri bile görmeden dönenler var. Geri dönünce de kilo vermeye çalışıyormuşuz. Tatilde televizyon, internet olsun mu? Başka ne olsun? Tatil de mi bir iş oldu?

Bizim bu güzel tatil yerimiz de dolmaya başladı. Gelenlerin arasında televizyon izleyenler çok, denize giren az, hareket etmek isteyenlerin sayısı az, burada da "ne yiyeceğiz"in planları tatil sevincinin büyük bir parçası.

Çocuklar evde bunalıyor, tatil istiyor diye buraya gelmiş olanlar da var. Çocuklar bunalıyor mu tatil yapamayınca? Nerede öğrenmişler bunu? Yetişkenlere tatil gerekiyor mu? Kendi başımıza olduğumuzda en iyi hissedebilirmişiz gereksinimlerimizi, mutlu olup olmadığımızı ... Günlük yaşamımızda kendimize hangi uzaklıktayız? Kendi başımıza olabilmek için nerelere gidelim?

Burada yazlığı olan bir komşuma "bugün dans gecesi var" deyince, "bizden geçti artık" demişti. Denize pek girmez, balık tutar, kiloludur, altı yedi yaşlarında bir kızı var. Siz de bunu hiç dediniz mi? "Benden geçti" diyerek yaşam mutluluğunu çocuklara ve onların geleceğine yüklemek ... Ne dersiniz? Ağır gelmez mi çocuklara? Çocuklarının katıldığı yarışmaları izlemek, onların başarılarıyla gurur duymak tabii güzel bir şey. Otuz, kırk, elli yaşlarında birisi için "gelecek" olarak yeter mi?

Çocuklarımızdan gurur duysak ta bir şeyi yapamamak, "bana şu bilgisayarı aç" demek nasıl bir duygu? Hangi sosyal güvenlik sistemi, hangi hastalık sigortası, hangi yaratıcı toplum "benden geçti" diyenlerin yükünü taşıyabilir?

Gelecekten beklentilerimizi gelecek nesillere yüklemek bizi antrenör mü yapıyor? Antrenörlük kötü bir şey değil, bir antrenörün de gelecek için planları, amaçları var. Ama kendimiz oynadığımız zamandaki duyguları da biliyoruz değil mi, eskilerden hatırlıyoruz. O nasıl bir duyguydu? Gelecek nesiller çeşitli yerlerde yeni antrenörlerle devam edecek bir gün yollarına. Biz nereye gideceğiz o zaman? Kime yük olacağız? Erken mi vazgeçiyoruz oyunculuktan?

Yaşlanmak kaç yaşında başlıyor? Bilim adamlarına göre bu sorunun yanıtı yok. Her insan başka türlü, başka zaman yaşlanıyor. Bilim, takvim yaşıyla biyolojik yaş arasındaki ilişkiyi nasıl açıklıyor? Neden bazı takvim yaşı genç olanlar daha yaşlı, takvim yaşına göre daha yaşlı olanlar daha genç görünebiliyor?

Araştırmacılara göre yaşlanma yüzde otuz jenetik nedenlere bağlı, yüzde yetmişi de yaşam tarzımız. Spor yapmanın jenetik etkileri bile olduğu ve yaşamı uzattığı tartışılıyor. Spor aynı zamanda kemik erimesi osteoporoz, beyin gücü kaybı alzheimer, kalp ve damar hastalıkları v.b. gibi yaşlı hastalığı olarak düşünülen hastalıklarda etkili bir tedavi olarak görünüyor.

"Herbstgold" - "Sonbahar Altını" - bir belgesel. Seksenle yüz yaşı arasındaki kişilerin 2007 ve 2009 yılları arasında Finlandiya'daki atletizm dünya yarışmalarına nasıl hazırlandığını izleten bir belgesel. Bu belgeselde atmış yetmiş yaşlarındakilerden "gençler" diye söz ediliyor. Utopik mi geliyor kulağa?

"Daha gençken yani atmış, yetmiş, seksen yaşlarındayken yaşam tarzına dikkat etmek gerekiyor" diyor bu belgeselde konuşan yüz yaşındakiler. Bu bana bir zamanlar tanıştığım, yetmiş beş yaşındaki gönüllü olarak bir hastanede yaşlıları desteklediğini anlatan bir amerikalıyı hatırlattı. Bu yaşta genç ... Hiç aklınıza gelir miydi?

Geçenlerde seksen üç ve seksen dört yaşlarındaki iki alman dans öğretmenin bu harika kondisyonunu değerlendiren bir doktor "bu yaşta insanlar kemik, unutkanlık, tansiyon, kalp, şeker falan için derken en az yirmi çeşit hap alır" diyordu. Dans öğretmeni olarak hala çalışan bu çift gençlere danstaki dengeyi, adımlardaki koordinasyonu öğretiyor. Öğrenmeyi öğretiyor.

Vücudumuzun çalışması, beynimizin çalışması, ama en önemlisi, geleceğe bakmak, gelecek için kendimize ait planlar yapmak, yeni şeyler öğrenmek, uygulamak ... Sağlığın temeli. Bilim adamları gelecek için kendimize ait amaçlarımızın olmasının "gençliğin temeli" olduğunu vurguluyorlar.

Ömür boyu süren romantik sevgiler de gençliğin temeliymiş. Şanslı olanlar biliyor bunu.

Tatile gelince ... Bizi dinlendiren şeyler aslında içimizdeymiş. Ne diyelim bugün? Var mı sizde biraz tatil havası? Yaz Havası?

Bu belgeselin ismi "Herbstgold" - "Sonbahar Altını" - ama sonbahara daha çok, çok zaman var.

Gelin yavaş gidelim.

Esen Miessen / Aphrodisias- Tisan

Yazar Hakkında:

Esen Miessen

Diğer yazıları:

Hepsini Göster