Toplum
-
Esen Miessen
-
27 Ocak 2012 Cuma
-
1085 defa okundu
-
- Yazdır
-
PDF
Bireysellik ne demek? Sosyallik ne demek? Bireysel insanlar sosyal bir toplum oluşturabilir mi? Sosyallik önde gidenin arkasına takılmak mı, uyuyorsa onunla beraber uyumak mı? Bireysellik yerde yatanın üzerinden geçmek mi, ayakta olanı düşürmeye çalışmak mı?
Sosyallik bir orman yangınında zarar görenler için para toplamak mı? Bireysellik ormanda ateş yakmak mı? Bireyselliği nasıl anlıyoruz? Sosyallik nasıl bir şey?
Yaşadığımız yer güzel bir yerse, dışardan kimse gelmesin konusu mu sosyal yapıyor bizi? Elimizden gelen bu mu?
Bir yeni yıla girildiğinde aklımızdan ne dilekler geçiyor? Sigarayı bırakalım, kendimize daha fazla zaman ayıralım mı dedik? Başka neler dedik?
İçinde yaşadığımız toplum gazetede bir haber mi, televizyonda bir dizi mi? Tanık olduğumuz haksızlıklar sosyal bir etkinlik mi? Ne zaman izleyici haline gelmişiz? Biz yaşadığımız toplumun dışındaysak, içindekiler kim?
Ne zaman yaşadığımız toplumda sevgi ve barış aradık ve uykusuz kaldık?
Herşey böyle kalırmış, değişemezmiş. Bir yerimiz ağrıdığında ne yapıyoruz, nasıl olsa bu dünyadan günün birinde gideceğiz diye oturup bekleyen kaç kişi var?
Yağmurda elinde şemsiyesi olmayan, koşarak bir ağacın altına sığınmaya çalışır. Görünürde bir ağaç yoksa ve yağmur şiddetliyse, nasıl olsa ıslandık diyerek çok rahat yoluna devan edenler de vardır. Hangi görüntü sosyallik? Sosyallik yağmuru kabul etmek mi? Bireysellikle sosyallik arasındaki mesafe ne zaman, ne kadar? Yaşadığımız toplum bir yağmur mu?
Bireysellik filozofi, psikoloji, sosyoloji, pedogoji, antropoloji, biyoloji bilimleri için bir araştırma konusu. Latince ‘dividere’ kökenli bireysellik kelimesi bölünmezlik anlamına geliyor.
Kültür filozoflarının ve kültür psikologlarının bireyselliği batı kültürü, ortaklık kültürünü de doğu kültürü olarak değerlendirmesi, bir kültürün içindeki çeşitliliği dikkate almadığı için eleştiriliyor.
Sosyalleşmeyi konu yapan sosyal psikoloji bilimi, bireylerle toplum arasındaki çatışmaların etkilerini araştırıyor. Yine, bireylerin çeşitliliğinin bu araştırmalarda dikkate alınmadığı eleştiri konusu.
Bugünkü bilimsel araştırmalara göre doğal bir bireysellikle dünyaya geliyormuşuz. Bu bireysellik desteklenirse yaratıcı, motivasyonlu ve inovatif, sosyal yetenekli bireyler olarak yetişebiliyormuşuz.
Empati ve altruizm bireysellik için gerekli doğal yeteneklermiş. Bilimsel olarak empati başkasının düşüncelerini, hislerini, istediklerini, kişisel özelliklerini farkedebilme ve buna göre davranma. Kendi sınırlarımızı tanımlayabilmek için empati gerekiyor. Altruizm kendimize ne faydası var diye düşünmeden, başkalarına yardımcı olmak, mutlu etmeye çalışmak.
Sosyalleşmeyle yaşamımızın ilk yıllarında sınırlar koyuluyormuş ve bu şekilde bu doğal yetenekleri kaybediyormuşuz. Toplumsal, kültürel sınırlar içinde, bulunduğumuz gurubun belirlediği dar bir çerçevede bunları yeniden öğrenerek gelişiyormuşuz. Psikolojik kişilik.
Bugünün endüstriyel açık toplumlarında da görülen geleneksel eğitimle, korku yaratarak bireyselliğin engellenmesinin egoist bireyler yetiştirdiği ve bundan dolayı şiddetin arttığı tartışılyor. Özellikle eğitim düzeyi yüksek olmayan guruplarda artan şiddet, çeşitli sosyologlara göre, başarılı olamayan bireycilik deneyimlerinden kaynaklanıyor. Açık toplumlarda geleneksel eğitime devamın yan etkileri.
Sosyolojik tanımlara göre, bireysellik geleneksel kültürel sınırları aşabilme yeteneği. Modern Çağ’daki endüstriyel toplumlar düşünen, değişen rollerde yer alabilen özgür bireylerle yeni ortaklık modelleri oluşturarak, dinamik bir yapıyla kendilerini yeniliyorlar.
Sosyoloji bilimi toplumların dinamiklerini ve yenilenmelerini sistem teorisiyle açıklamaya çalışıyor. Sistem teorisi, biraz tek başına dolaşan bir balığın bir sürü içinde olduğunda hızının, yönünün, davranışının, içinde olduğu gurupdan nasıl etkilendiğini incelemeye benziyor.
Kalabalık bir caddede yürüyen insanları bir helikopterden izlediğimizde de çeşitli yönlere gidenlerin kendi kendine sistemli, belirli akışlar oluşturması ve bir uyum içinde devamı gelecek şekilde bir sürü halinde hareket etmesi. Baştan bilemediğimiz ve tek başına veya başka bir kalabalıkda tekrarlayamayacağmız bir dinamik. Kendi kendine gibi görünen bu akışın toplumların bütün yapılanmalarında olduğu var sayılıyor.
Sistem teorisi kavramı yirminci yüzyılın başlarında ortaya çıkmış. Bu teori disiplinler arası bir çok, biyoloji, fizik, mühendislik, matematik, mantık gibi bilimlerin yanısıra, politika, pedagoji, psikoloji, sosyoloji, ekonomi gibi bilim dalları için de birimlerin yapılanmalarının nasıl işlediğini ve bağımsız bir şekilde nasıl varlığını koruduğunu açıklamaya çalışan bir model.
Sosyolojik olarak Talcott Parsons ve Niklas Luhmann’ın sistem teorisi toplumsal, sosyal yapılanmalarda bugüne kadar en geçerli olanı.
Temel sosyal düzenin demokratik oylamalarla değil de, bireysel düşüncelerin yayılarak toplum tarafından zamanla kabul edilmesi ve böylece demokratik yeni kuralların ortaya çıkmasına yol açması.
Avrupa tarihinde 19. yüzyıl filozofi, edebiyat, hukuk, teknik ve politikada radikal değişimlerin başladığı yüzyıl olarak değerlendiriliyor. 1800 yılından önceki Avrupa toplumları sosyal sınıf mantığı üzerine kurulmuş bir yapıya sahipmiş. Politik hayata katılma hakkının, adaletin, sevginin, evliliklerin bireylerin dünyaya geldikleri sınıfa bağlı olduğu bir toplum modeli.
Bu sosyal sınıf mantığının değişmesi, örneğin yargının bağımsız olması ve kişinin sosyal ve ekonomik kökenine bakmadan, bağımsız bir şekilde suç ve cezayı değerlendirmesi ve buna benzer, bir toplumdaki tüm birimlerin sosyoekonomik farkları gözetmeden, sadece kendi yetki ve görevlerine, fonksiyonlarına bağlı olarak işlemesi.
Sınıfsal değil, fonksiyonel, işlevsel bir yapılanma, bugünkü endüstri ülkelerindeki yapılanma.
Luhmann’a göre bireysellik açık toplumların oluşabilmesi için bir şart. Geleneksel, toplumsal modellerde her bireyin sadece belirli sınırlar içinde rol alabilmesi iletişim gereksimini ortadan kaldırıyor. Yaratıcılığın engellenmesi.
Sosyal sistemlerin oluşabilmesi için gurup düşüncesinin sınırlarını aşabilen, sorumluluk üstlenen bireyler gerekli. Ancak bu şekilde iletişim ve devamlılık ve zamanla da sosyal bireysellik oluşabiliyor. Dinamik, yerinde saymayan açık bir toplum modeli.
A-Vatandaşlardan oluşan bir toplum …
”Aradığımız ortamı bulamazsak, ilerleyebilmek için, bulduğumuz ortamı aradığımız ortam haline getirmek gerekiyor” demiş, İrlandalı bir filozof. Bireysellik mi, sosyallik mi bu?
Toplum … Iletişim ve yenilenme … Sosyal bireysellik …
Biz neredeyiz?
Esen Miessen / Aphrodisias- Tisan
www.esenmiessen.wordpress.com