18 Mayıs 2012 Cuma
Sitene Ekle

Hazır olmadığımız anda elde ettiğimiz başarıları taşıyabiliyor muyuz?

  • Ayşegül Güngör
  • 15 Şubat 2012 Çarşamba
  • 1144 defa okundu
  • Yorum
  • Yazdır
  • PDF
Başarı bir yolculuktur, bir varış noktası değil. (Ben Sweetland)
Hazır olmadığımız anda elde ettiğimiz başarıları taşıyabiliyor muyuz?

Geçmişin gizli servis ajanı Frank Farmer ‘ın (Kevin Costner), tehlikeli bir hayranı tarafından tehdit edilen ünlü pop yıldızı Rachell’ı (Whitney Houston) koruma göreviyle yolları kesişir. Önceleri, gözü güvenliği sağlamak dışında birşey görmeyen koruma ve özgürlüğüne düşkün pop yıldızı hiç anlaşamaz. Fakat daha sonra aralarındaki gerilim, aşka dönüşür. Kalbinin kapılarını aşka kapamış olan adam, aşkı ve sorumluluğu arasında sıkışıp kalmıştır. Sonunda elbette aşk galip gelir.

1990’lı yıllarda unutamadığım filmlerden biri “Bodyguard”tı. Filmin konusundan çok “I Will Allways Love You” isimli şarkısıyla aklımda kaldı. Bodyguard  soul müziğin en önemli temsilcilerinden biriydi. İnanılmaz bir sesi vardı ve genç yaşta 3 Grammy ödülü kazanmıştı. Diğer ödüllerini sayamıyıyorum bile. Herkesin gıpta ettiği bir sesi vardı, ne nazık ki dün akşam otel odasında ölü bulundu. Dünya bir güzel sesi daha kaybetti. Otel odasında yanlız ölen ünlüler kervanına bir güzel ses daha eklendi.

Houston’un ölümü bana çeşitli soruları sordurtmaya başladı. Hazır olmadığımız bir anda başarıya ulaştığımızda elde ettiğimiz bu başarıyı ve gücü bir daha yakalayamama korkusu duyuyor muyuz?  Bu korku bizim  hata yapma potansiyelimizi arttıyor mu? Hata yapmaktan korktukça kendimize daha fazla sorumlululuk yüklüyor ve bu sorumlulukları gerçekleştiremeyeceğimiz endişesiyle kendimizi çok mu hırpalıyoruz?

Hazır olmadığımız bir zamanda başarıya ulaştığımızda bir daha aynı başarıyı yakalayamama korkusunun öne çıkması bizde “yeterince iyi değilim” duygusunu öne çıkarmaya başlıyor. Bu korkunun öne çıkmasıyla birlikte kendimize olan güvenimiz zedeleniyor ve kendimize yeni bahaneler üretmeye başlıyoruz. Bahaneler bizim için güzel bir kaçış noktası oluyor. Bunun altında da yeni acılarla karşılaşmak istememe arzumuz yatıyor. Kaçtığımızı düşündükçe bahaneler batağına daha çok saplanıyoruz.

Peki bu sarmaldan nasıl kurtulacağız? Ben bunun yolunun her zaman “en iyiyi aramak” olduğunu düşünüyorum. Öncelikle bir daha aynısını yapamama korkusunu hayatımızdan uzaklaştırmamız gerekiyor. Hiç bir başarı şans eseri olmuyor. Olsa bile bir strateji olmadan sürdürülmesi imkansız oluyor.

Ben Sweetland 1978 yılında yazdığı “Başaracağım” isimli kitabında başarının bir varış noktası değil bir yolculuk olduğunu söylüyor. Sweetland’a göre bir şeyi başardığımızda aslında tamamlamış olmuyor,  yeni bir hedefe ve başarıya doğru bir yolculuğa çıkıyoruz. Bu durumun farkına vardıkça yolculuğumuz anlamlı hale geliyor ve yeni başarılara doğru gidebiliyoruz. Eğer bu durumun farkına varamazsak elde ettiğimiz başarıyı bir daha tekrarlayamayacağımızı düşünüyor ve yolun sonu olarak kabul ediyoruz. Bu noktadan sonra da düşüş başlıyor. Sweetland insanın yaşadığı problemlerinin yüzde 95’inin kaynağını negatif düşünme olarak gösteriyor. Negatif düşündükçe elde ettiğimiz başarıyı bir daha tekrarlayamayacağımızı düşünüyor ve özgüvenimizi kaybediyoruz. Diğer bir değişle kendi yarattığımız sarmalın içinde kayboluyoruz. Sweetland başarının yolunun pozitif düşünmek olduğunu söylüyor. Pozitif düşünmekte her zaman kolaylıkla yapılan bir davranış tarzı değil.

Pozitif düşünmeyi bir davranış tarzı haline getirebilmek için öncelikle özgüven gerekiyor. Bunun için de Sweetland’ın dediği gibi başarıyı bir  varış noktası olarak değil, bir yolculuk olarak görmek gerekiyor. Bu yolculuğu zevkli kılmanın en önemli yolu da en iyiyi aramak veya en iyiyi aramak için çaba sarfetmek sanırım.

Herkese iyi haftalar

Ayşegül Güngör

Twitter @AysegulGungor

http://www.kariyeryolum.com/2012/02/hazir-olmadigimiz-anda-elde-ettigimiz-basarilari-tasiyabiliyor-muyuz/ 

LTE Forum 2012