Copyright
-
Esen Miessen
-
17 Şubat 2012 Cuma
-
1223 defa okundu
-
- Yazdır
-
PDF
İnternetin sadece film ve müzik indirme makinası değil de, bilgilenme ve bilgilendirme platformu da olması konusundaki tartışmalar ve protestolar devam ediyor.
İnternet dünyasına kısıtlamalar getirecek ACTA (Anti-Counterfeiting Trade Agreement) yirmi yedi Avrupa Birliği ülkesinin yirmi ikisi tarafından imzalandı. Almanya Adalet Bakanı önce içeriğini görmek gerektiğini belirterek, şimdilik bu anlaşmayı imzalamaktan vazgeçti. Peki imzalayanlar neyi imzaladı?
ACTA ne? Bilenler bilmeyenlere anlatsın hesabı gibi bir şey değil, bilenler bilmeyenlere çok şey anlatmak istemiyorlar.
ACTA’yla ilgili ön görüşmeler 2006 yılında Amerika Birleşik Devletleri’yle Japonya arasında başlamış. Daha sonra kapalı kapılar arkasında devam eden görüşmelere Avrupa Birliği ve bir çok başka ülke katılmış. Bu görüşmeler 2010 yılı sonuna kadar devam etmiş.
İnternetteki kuralsızlıkların ortadan kaldırılması, ürün korsanlığının engellenmesi ve düşünce mülkiyetinin korunmasının amaçlandığı bu görüşmelere demokratik bir çözüm aranmaması, Dünya Ticaret Örgütü’nün (World Trade Organisation WTO) ve özellikle bu konular için oluşturulan Dünya Fikri Mülkiyeti Örgütü’nün (World Intellectuel Property Organisation WIPO) görüşmelerde yer almaması en büyük eleştiri konusu.
Ceza kanunlarını da etkileyen ACTA’nın Avrupa Birliği’nde uygulanabilmesi yeni yasalar gerektirecek. Almanya Adalet Bakanı Dr. Sabine Leutheusser-Schnarrenberger ACTA’da planlandığı şekilde, internet bağlantısını sağlayan iletişim şirketlerinin yardımcı polis görevini üstlenerek müşterilerini kontrol edemeyeceğini belirtti. Aynı zamanda internet çağında, okullarda düşünce ürünleri mülkiyetine saygının öğretilmesi gerekiyormuş.
Geleneksel medya ve basın kuruluşlarına göre internetteki kopyalamaların yasaklanmaması zamanla düşüncede çeşitliliği azaltacak ve demokratik gelişmeyi olumsuz etkileyecekmiş. İstatistiklere bakılırsa tam tersine geleneksel medyanın internet sayfalarının çoğaldığı gözlemleniyormuş. Geleneksel medya olarak görülen gazetelerin telif hakkının, bugün var olan düşünce ürünleri mülkiyet hakkı yasalarıyla korunulduğu belirtiliyor.
Paris’deki Luvr müzesindeki Mona Lisa’nın bir kardeşi olduğu ortaya çıktı. Önce birincisinin kopyası olduğu düşünülen ikinci Mona Lisa tablosunun, aynı zamandan ve aynı atölyeden ve daha etkileyici olduğu Avrupa’da ne kopya, ne orijinal tartışmalarını biraz daha karıştırdı. Toplum ikincisinden haberi olmadığı için ilk bulduğuna “orijinali bu” demiş. Bu kadar kolaymış bu eskiden.
İnternetin sınırlandırılmasına karşı çıkanlar, internetin yaratıcı özgür bireylerin yetişmesindeki önemini vurguluyarak, ürün korsanlığı engellenirken iletişimdeki özgürlüklerin engellenmemesi gerektiğini ve telif haklarının çağımıza uygun bir şekilde yeniden düzenlenmesini talep ediyorlar.
Bizim köyde de internetteki mülkiyet hakkı, düşünce ve bilgi özgürlüğü tartışmaları var mı? Düşünce mülkiyetinin korunması için bir dünya örgütü bile var. Bizim köyde durum nasıl?
Sürücü ehliyeti olan traktörcümüze, trafik kurallarına uyması gerektiği söylenince, “ben emir kuluyum, müdüre söyle, benim aklım buna yetmez” dediğinde ne demiş oluyor? Düşünce mülkiyeti mi, özgür düşünce mi, yoksa başkasının düşünce mülkiyeti haklarının korunması mı?
Düşüncede özgürlük emir kulu olmamakla mı başlıyor? Özgür düşünebilmek bir toplumun ne işine yarıyor?
Lise diplomalı olan bir köylümüz basın özgürlüğünün gazetecilerle ilgili bir konu olduğunu düşünüyor. Bizimle ilgisi yok mu? Düşündüğümüzü komşumuza söylüyor muyuz? İş arkadaşımıza, bir yakınımıza? Düşüncelerimiz saklı mı? Neden? Saygıdan mı, sevgiden mi, korkudan mı?
İnternette de, yaratıcılığı, düşüncede çeşitliliği, düşünce mülkiyet hakkı (copyright) ve özgürlük haklarını koruyan dengeli bir yol bulabilmek için çeşitli yollar tartışılıyor.
Müzik ve film endüstrisi tarafından desteklenen ACTA’ya karşı çıkanlar, düşünce mülkiyet haklarından kaynaklanan sorunların ceza şeklinde değil, bir kültür vergisi modeliyle, pozitif bir yaklaşımla çözülmesi gerektiğini savunuyorlar. Bu modelde, örneğin aylık ödenen bu kültür vergisinin tıklamalara göre mülkiyet sahipleri arasında paylaştırılması öneriliyor.
Bu modeli eleştirenler de, bu modelden büyüklerin, ya da kendi kendisini tıklayanların daha fazla faydalanacağı düşüncesinde. Yine dürüstlüğe mi geldik? Dürüst olmamak bir topluma ne kadar çok iş çıkarıyor?
Telefonda şefinin ofiste olmadığını söyleyen bir sekreter, babasının veya annesinin evde olmadığını söyleyen küçük bir çocuk neler öğreniyor, neler öğrenmiyor? Özgür düşünme böyle öğrenilir mi?
Dürüstlüğün toplumumuzda yeri var mı? Hiç kimseye güvenmemek mi en başarılı toplum modeli? Tanıdığınız dürüst bir kişiye hiç “sen aptalsın” dediniz mi?
Avrupa’da Fransız Devrimi’nden etkilenerek vatandaşlara daha fazla özgürlük verilmesi zorunluluğunun hissedildiği yıllarda, devlet ve bilim adamı Wilhelm von Humboldt okullarda herşeyden önce iyi, dürüst ve aydın kişiler yetiştirilmesi gerektiğini savunmuş. Başarılı olabilmek için yetiyormuş bunlar. Yeter mi? Denedik mi?
Bizim köylülerimiz internetten film veya müzik indirerek büyük paralar kazanacağa daha benzemiyorlar. Çocukları internette ders de çalışıyor, müzik de dinliyor. Hangisi yasak? Kim kontrol etsin? Bir çözüm bulunamaz mı buna?
Devlet ve vatandaş kavramlarının yeniden tanımlanmasında genel kültür eğitiminin önemini vurgulayan W. von Humboldt en büyük ideal ne diyor: “İnsanların ortak yaşayabilebilmesi için her birinin kendiliğinden ve kendisi için gelişmek istemesi.”
Dürüstlük… Düşünce alış ve verişi… Çeşitlilik …
Bireylerin renklendirdiği bir toplum …
Yasaklarla olur mu bu?
Esen Miessen / Aphrodisias- Tisan