Yetiştirilme şeklimiz iş yaşamında başarımızı ne ölçüde etkiliyor?
-
Ayşegül Güngör
-
21 Şubat 2012 Salı
-
1340 defa okundu
-
- Yazdır
-
PDF
Her aile bir tarihtir. Hatta okumasını bilene destandır. (ALPOHONSE DE LAMARTINE)
Yetiştirilme şeklimiz iş yaşamımızda başarımızı ne ölçüde belirliyor? Bu sorunun cevabını kendimce Hürriyet Pazar’da Tolga Taniş’in haberinde buldum. Annette Lareau’un “Unequal Childhoods” adli kitabını tanıtan Taniş, kitaptan bir örneği köşesine taşımış. Annette Lareau 1990’lı yıllarda 9 ile 11 yaşındaki farklı sosyal sınıflardan gelen çocuklarla röportaj yapmış ve kitabını yayınlamış. İlk baskısı çok önemsenmeyen bu kitabı geçen yıl sonunda yeni araştırma bulgularıyla ve aynı çocukların bugünkü durumlarını da ortaya koyarak yeniden basmış. Sonuçlar görebildiğim kadarıyla çok çarpıcı en kısa zamanda kitabı edinip okumaya çalışacağım.
Beni en çok etkileyen gazetedeki iki vaka oldu. İki çocuk aynı yaşlarda aynı şehirde farklı bölgelerde oturuyorlar. İkisinin de annesi,babası çalışıyor ve aynı okula gidiyorlar. Birinin hayatı tamamiyle anne ve babasının kontrolünde geçiyor, okuldan sonra ne yapacağı, hangi aktivitelerde yer alacağı ve hafta sonu programları belirli. Yaptığı her faaliyet ailesinin gözetiminde, arkadaşlık ilişkileri yaptığı faaliyetlere göre şekilleniyor. Ailede fiziksel şiddet yok ama sözel baskı var. Ailesi onunla göz teması kurarak konuştuğu için sözcük dağarcığı gelişiyor ve o da başkalarının gözlerine bakmasını öğreniyor, isteklerini daha net ve olumlu bir şekilde belirttiği için hayatta daha talepkar oluyor. Okulda öğretmenine soru soruyor, cevap aldıkça sorduğu soruların kalitesi artıyor. Ailesi yıllar içinde gelişimini gördükçe kendi programını düzenlemesinde esneklikler tanıyor ve sorumluluk alma becerisi yıllar içinde artıyor.
Diğerinin anne ve babası yaşamına karışmıyor, okuldaki durumuyla veya okul sonrası ne yapacağı ile kimse ilgilenmiyor, çocuk canı ne zaman isterse arkadaşlarıyla oynuyor, ders çalışması veya okula gitmesi ile ilgili her türlü karar kendisine ait. Başarısını destekleyen ya da çalışmadığı zaman onu zorlayan yok. Zaman zaman baba fiziksel güç uyguluyor, aile içinde sohbete yönelik konuşma olmadığı için çocuğun söz dağarcığı gelişmiyor ve ailenin en önemli beklentisi çocuğun itaat etmesi oluyor. Çocuk bir süre sonra okulda soru sormamaya başlıyor ve babasını kızdırmamak için asla babasının gözlerine bakmıyor o nedenle hayatı boyunca göz temasından kaçınıyor.
Yazar yıllar sonra iki çocuğu bulup hayatlarına baktığında ilk çocuğun yüksek not ortalaması aldığını ve Stanford Üniversitesi’nin basket takımına kabul edilmek için cevap beklediğini, diğerinin ise okulu bıraktığını ve babasının çalıştığı şirkette stajer olarak çalışmaya devam ettiğini öğreniyor. Yazar başarıya ulşmanın ilk adımının iyi bir ailede yetişmek olduğunun altını çiziyor.
Ülkemizde ne yazık ki bu tür çalışmaları ve araştırmaları yapabilecek ortamlar olmuyor ve bizler deneme yanılma metoduyla kendi analizlerimizi yapıyoruz. Bir sosyolog değilim ama benim gözlemlerim, önünde iyi bir örnek olan kişilerin hem iş hayatında hem de özel hayatta daha başarılı olduğu yönünde. Önemli olan bu iyi örneğin kim ya da ne olacağını tespit edebilmek.
Yetiştirilme tarzının iş hayatındaki başarıyı çok etkilediğini düşünenlerden biriyim sanırım. Kendi içinde tutarlı, planlı ve programlı bir ailede yetiştiriliyorsanız, siz de ister istemez aile içinde yer edinebilmek ve ailenin taktirini kazanabilmek için planlı ve programlı olmak ve size verilen görevleri yapmak zorunda kalıyorsunuz. Ergenlik ve ilk gençlik döneminde çatışmalarla birlikte kafa karışıklığı yaşasanız bile, bu dönemi atlatınca bilinçaltındaki davranışlarınız ortaya çıkıyor ve eğer başarabilirseniz hayat boyu kendi programınızı yapıyor ve hayatın dümenini elinizde tutar hale geliyorsunuz.
Çocukluktan itibaren size yol gösterecek biri yoksa ya da baskı yönü kuvvetli bir aile yapısına sahipseniz, iş hayatında karar alıcıdan ziyade alınan kararlara uyan durumunda olmayı tercih etme ihtimaliniz artıyor. Başkalarının sizin yerinize karar almasını kolay kabul ediyor ve çoğunlukla çatışmadan kaçmak için uyum sağlamayı tercih ediyorsunuz. Zaman zaman bu durumdan kurtulmaya çalışıyor o zamanda çevreniz tarafından isyankar olarak adlandırılıyorsunuz.
Benim bu makaleden çıkardığım en önemli nokta henüz hangi kararın bizim için doğru olduğunu ölçemeyeceğimiz yaşlarda, bizim adımıza en iyi kararı alabilme kabiliyeti olan bir ailemiz varsa eşitler arasında birinci olarak hayata başlama ihtimalimizin arttığı oldu. Aksi taktirde başarıya ulaşmak için bir hedefimizin ve onu gerçekleştirmek için güçlü bir öz güvenimizin olması gerekiyor. Yoksa yalpalayarak bir şekilde hayata devam ediyoruz.
Kendi gözlemlerimden yola çıkarak ilk işe başladığımız yerin ve ilk yöneticimizin önemini de vurgulamak isterim. Eğer başarılı, kendine güvenen ve işini bilen bir yöneticinin yanında başlıyorsanız iş hayatınızda başarıya daha kolay ulaşıyorsunuz. Bu tarz yöneticiler sizi kendine rakip olarak görmediği için sizi destekliyor, yetiştiğiniz aile yapısında da desteklenerek büyümüşseniz başarı size geliyor. Burada karşılaşılan en önemli problem rol modeli olarak benimsediğimiz kişinin tüm özelliklerini benimsiyor olmamız. O kişinin alışkanlıklarını bir süre sonra kendi alışkanlıklarımız haline getirebiliyoruz.
Kendine güvenmeyen, herşeyi ve herkesi tehdit algılayan bir yöneticinin yanında işe başlamışsanız ve aile içinde de destek görmeyen bir yapı ile yetişmişseniz iş hayatında başarının size gelmesini bekliyorsunuz, etken değil edilgen oluyorsunuz.
Herkese iyi haftalar
Aysegül Güngör
www.kariyeryolum.com
Twitter @AysegulGungor