-
Faruk Eczacıbaşı
-
25 Mayıs 2010 Salı
-
Bilişim yeşerse bile, elektrik tüketimi artıyor
Uluslararası çevre örgütü Greenpeace tarafından Mart ayında yayınlanan “Bilişimi Yeşertmek-Bulut Bilişim ve İklim Değişikliğine Katkısı” başlıklı rapor, gelecek hakkında “yeşil”den ziyade “gri” renkleri düşündürüyor. Bilişim, doğal kaynakları kullanmada daha bilinçli davrandıkça küresel ısınma ve iklim değişikliği sorunlarına çözümler de bulacağı hep varsayılıyor.
Ama, bir de işin “ama...” kısmı var. Bilişim hizmetleri ve iletişim yöntemleri hızlandıkça, bunları daha verimli ve etkin olarak sunmak için “Bulut bilişim” icat edildi. Video, müzik, kitap indirmek, e-posta alıp vermek, her türlü sosyal medya iletişimini şıp diye sağlamak, milyonlarca ve milyonlarca fotoğrafın saklanması, paylaşılması gibi “doğal” bütün faaliyet, buluta havale edilmiş durumda. Masa-üstüler, avuç-içiler, diz-üstüler, tabletler, e-kitaplar, oyun konsolları ve her türlü akıllı telefon hizmetleri de...
Google, Microsoft, Amazon, Yahoo, Flickr, ve elbette Apple’ın iPod’undan iPhone’una ve iPad’ine kadar her uygulaması artık bulutta.
Bütün bu
inovasyonun bedeli, 2007’de 623 Milyar kW/saat olan elektrik tüketiminin 2020 yılında 1,964 Milyar kW/saate yükselecek olması.
Bulut bilişimin sağladığı özgürlük ve hıza karşılık, elektrik tüketimini de hızlandırması, maalesef bilişimin şu sırada açmazı. Çünkü ne kadar çok elektrik üretimi, o kadar çok sera gazı üretimi demek. Karbon ayak izinin büyümesi demek.
Bilişimin, yeryüzünde üretim ve kullanım maliyeti düşerken, bunun bedeli gökyüzüne zararlı gaz salımı olmamalıydı. Bilişim şirketlerinin, yeryüzündeki enerjiyi daha verimli ve etkin kullanmak için çözüm üretirken, enerji tasarrufu sağlayacak yepyeni teknolojiler tasarlarken, data saklama ve indirme-bindirme işlerini göklere havale etmeleri çevre sorununu büyütüyor.
Greenpeace, bu çelişkiye Apple’ın bir projesini örnek vermiş: Apple, çok ihtiyaç duyduğu elektriği (hem de kömürden!) üretmek amacıyla Kuzey Carolina eyaletinde Maiden’de “devasa” bir data merkezi yaptırıyor.
Kısacası, bilişimi daha hızlı ve kesintisiz sunalım derken, bunun bedelini çevreye ödetiyoruz. Greenpeace, bir kelime oyunu yaparak, raporunda bilişim şirketlerine “Cool IT” çağrısı yapıyor.
Bilişimin çevreye yararı ve zararı konusu, Web 2.0 ile daha belirginleşmişti. Sosyal medyanın yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelmesiyle birlikte, “Bu faturayı kim ödeyecek?” sorusu sorulmaya başlanmıştı. The Economist, üç yıl önce, “Data merkezlerinin artan enerji ihtiyacı fırsat mı, tehdit mi?” sorusuna verdiği yanıtta, “Enerji maliyeti artmaya devam edecek ve 2010 yılında donanım maliyetiyle yarışacak” öngörüsünde bulunmuştu.
Şimdi 2010’dayız. Elbette küresel bilişim sektörü durumun farkında. Bir yandan daha hızlı hizmet sunmaya çalışırken, öte yandan çevreye daha duyarlı çözümler de üretmeye çalışıyor. Bütün sorun, iş dünyasının beklentileriyle, tüketicinin çevreye dair beklentilerini aynı anda çözecek sürdürülebilir ve inovatif projeler üretmek.
*Örneğin, Kanada’da dört üniversite, ortaklaşa kullandıkları bir süper bilgisayarı, kullanılmayan bir çimento silosuna kurdular. Böylece, gerekli soğutma düzeneğini binanın mimarisinden doğal olarak sağladılar. Ortaya çıkan ısıyı ise üniversitenin merkezi ısıtma sistemine aktardılar.
*Benzer bir yöntemi Chuck Doughty adlı Amerikan mühendislik şirketi uyguladı. Bilgisayar merkezini, kullanılmayan bir kireç ocağında kurdu. Ocak, Pennsylvania’da bir dağın içinde 22 kat yerin altında. Böylece dağın sağladığı doğal sıcaklık-soğukluk, data merkezinin çeşitli işlevlerinde kullanılıyor.
*Ncomputing adlı şirket, 7-11 veya duruma göre daha fazla sayıda masa-üstünün, tek bir sunucuya bağlanmasını sağlayan bir düzenek üretti. Bu sistemi şimdi Hindistan’ın Andhra Pradesh eyaleti 1.8 milyon öğrencisi için 5 bin okulda kullanıyor. Bu kadar çok sayıda bilgisayarı o nüfusa dağıtmak yerine, çok daha az sayıda sunucuyu dağıtarak, monitörlerin ona bağlanmasını sağlamak. Bunun, elektrik tüketiminde ne kadar büyük bir tasarruf sağlayacağı çok açık.
*Farklı bir şirketin benzer sistemini kullanan Standard Bank, binasını ısıtma faturasında bir yılda 380 bin Dolar tasarruf sağladı. Enerji tüketimi yıl başına 312,539 kW/saat azaldı. Bu da bankaya 50 bin Dolar tasarruf olarak geri döndü. Çünkü her masa-üstü 150 watt harcarken, “thin client” denilen, sunucudaki sisteme bağlı olarak çalışan sistem, 15 watt harcıyor.
Bilişim sektörü, inovasyonu en hızlı ve en etkin kullanabilen sektör olarak, iletişime de çevreye de yarayacak çözümleri üretmeye yine de en uygun ve ehil sektör gibi görünüyor. Bütün mesele, bunun bilincinde olmak. Bilinç varsa, çözüm geliyor.