Yerel yönetimlerden yenilikçi örnekler
Şehir kavramı son 300 yılda hiç bir zaman günümüzdeki kadar önemli olmamıştı. Antik çağda ve ortaçağda şehirler kimi durumlarda kendi kurallarını koyacak ve kendi yönetim birimlerin oluşturacak kadar kuvvetliydi.
İtalya’daki şehir devletlerini ve Hansaetic ticaret yolunda bulunan Lübeck’i, Hamburg’u ve Bremen’i politik güce sahip şehir devletleri arasında sayabiliriz. Ulus devletin ön plana çıkmasıyla şehirler biraz arka planda kaldı. Ta ki günümüze kadar. Nüfus artışı, bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, ağ ekonomilerinden kaynaklanan kazanımlar ve yaşam kalitesi gibi nedenlerle şehirler tekrar önem kazanmaya başladı. Florida’nın “creative class” argümanları; Glaeser’in şehirlerin diğer yerleşim birimlerine oranla çok daha fazla büyüyeceği yönündeki görüşleri (büyük şehirler, küçükleri yutacak); Negroponte’nin ileride 3000’den fazla devlet olacağı şeklindeki sıradışı açıklamaları, şehirlerin giderek artan önemine işaret eden örneklerden sadece bir kaçı.
Şehirlerin hızla büyümesi ve gelişmesi trafik, ücret dengesizliği, yaşam kalitesi ve güvenlik gibi pek çok alanda sorunları da beraber getiriyor. Merkeziyetçi bir sistemden ortaya çıkan öneriler de, yerel yönetimlerin sorunlarına tam olarak çözüm üretemiyor. Tabi burada asıl sorun merkeziyetçi bir sistem ve yerel yönetimlerin güçlü olduğu bir sistem arasındaki ikilemler ve politik uzantıları. Konunun bu kısmına pek girmeden kimi şehirlerin sorunlarını, yenilikçi yerel yönetimler sayesinde daha kolay çözmekte olduğunu belirtelim. Dünyada bunun pek çok örneği var. Kuşkusuz Türkiye’de de yenilikçi yerel yönetimlere örnek teşkil eden uygulamalar vardır. Varsa bile bu konu üzerinde kısa bir yazı yazabilecek kadar bilgi toplamanın hayli güç olduğunu gördüm bu yazıyı yazarken. Açıkçasını söylemek gerekirse, Bilgi Çağı bu konuya değinerek bir açığı da kapatmış oluyor. Türkiye örneklerinin azlığı (ya da bu konudaki haberlerin ve araştırmaların azlığı) nedeniyle bu seferki yazımda biraz daha farklı bir yol izlemek durumunda kaldım. İngilterenin farklı bölgelerindeki yenilikçi yerel yönetim uygulamalarını aşağıda sıraladım. Buradaki amaç hem ilginç örnekleri kısaca özetlemek, hem de yenilikçi yönetimlerin bir şablonu olup olmadığını görmek.
- Oldham bölgesi: Sağlık ve sosyal harcamalarda kişiye özel bütçe uygulaması. Bu uygulama tamamen bölge insanın çabası sonucu ortaya çıkmış. Uygulamaya göre kişiler yerel yönetim tarafından sağlanan sağlık ve sosyal harcamalarını, belli bir bütçe çerçevesinde kendileri kontrol edebiliyor. Kişi bütçeye uygun olarak istediği aktivite ve sağlık programlarını seçerek, kendisini ilgilendiren konularda tam yetkili olurken, yerel yönetim de fuzuli harcamaların önüne geçmiş oluyor.
- Southampton: Suç oranlarında görülen artış İngiltere’nin en önemli sorunlarından birisi. Sosyal ve ekonomik maliyeti oldukça yüksek olan şu andaki sistem, hapis cezası üzerine inşa edilmiş. Ancak suça teşvik eden unsurları ortadan kaldırıp halihazırdaki suçluları topluma kazandırmak için bir çok fikir üretilmiş. Cezaevindeyken meslek edindirme ve işverenlerin işçi taleplerini bu mesleklere göre ayarlayan bir sistem sayesinde, cezaevinden çıkan kişilerin suça karışıp, cezaevine geri dönme oranlarında hatırı sayılır düşüşler olmuş. Yerel yönetim suça teşvik eden unsurları ortadan kaldırarak, güvenlik sisteminde de tasarrufa gitmiş.
- Londra, Camden bölgesi: Bu bölgenin en büyük özelliği ruhsal sağlık sorunları bakımından İngiltere’nin en sorunlu bölgesi olması. Bu sorunu aşabilmek için bölgede yaşayan insanların, yerel yönetimce sağlanan hizmetlerin tasarımı ve sunulması gibi konulara aktif katılımı sağlanmış. Bunun karşılığında kişiler, bir nevi para gibi kullanılabilen kredi kazanmış. Örneğin, herhangi bir aktiviteye ve sosyal sorumluluk projesine katılarak bir saat harcadıysanız, karşılığında bir başkasının bir saatini kazanmış oluyorsunuz. Eğer yürüme engelliyseniz bu kişi, kazandığınız bir saat süresince sizin alışverişinizi yapabilir. Bu şekilde bölgede yaşayan insanlar eşleştirilerek yerel yönetimin sağladığı bazı hizmetlerden tasarruf edilmiş. Bunun da ötesinde, kişilerin birbirleriyle iletişimi arttığı için ruhsal sağlık sorunlarının da bir nebze önüne geçilebilmiş.
- Kent. Sosyal inovasyon laboratuvarı (SILK). Programın amacı kamu hizmetlerinden yararlanan vatandaşların, bu hizmetlerin sunumu ve işleyişi konularına etkin katılımını sağlamak, yani bir nevi tüketici tabanlı inovasyon yaratmak. Diğer bir amaç, hizmet ve üründen öte, insanların fikirlerini ön plana çıkarmak olarak tanımlanmış. Şu ana kadar iki farklı alanda test edilip geliştirilen programın daha da yagınlaştırılması amaçlanıyor. Özellikle risk grubunda bulunan aile grupları için uygulanan projelerde aile ve arkadaşlık ağlarının ekonomik ve sosyal riski önemli ölçüde düşürdüğü görülmüş ve bu yöndeki yenilikçi uygulamalara daha çok önem verilmiş.
- Londra, Barnet bölgesi. Kamu hizmetlerinin geliştirilmesi ve etkin denetimi için bu bölgede yaşayan ve çalışan bütün insanların rahatlıkla ve kolaylıkla kullanılabileceği bir web-portalı oluşturulmuş. Bu websitesi bir nevi dilek ve şikayet kutusu şeklinde tasarlanmış. Katılımcılardan bu websitesine, şehir hayatında karşılaştıkları zorlukları ve aksaklıkları, fotoğraf ve video görüntüleri kullanarak aktarmaları istenmiş. Bu yolla yerel yönetim kendi olanakları ile erişilmesi pek mümkün olmayan büyüklükteki bir veri setine sahip olmuş. Bu veri bazı durumlarda, problemin çözümü için öneriler de içerdiği için, yerel yönetime çözüm üretme konusunda da yardımcı olmuş.
Bu örnekler “More than good ideas: The power of innovation in local government” başlıklı kaynaktan (http://www.idea.gov.uk/idk/aio/9524940). Bu kaynakta yukarıdakilere benzer başka örneklerde mevcut. Vaka incelemelerinde, yerel yönetimlerin sorunları çözerken kullandığı bir kaç noktayı şu şekilde sıralamak mümkün:
1) Sorun tespiti ve sorunun nedenlerinin belirlenmesi işin en önemli kısmı. Bu işlem zaman alsa bile hemen her vakada bu konuda titiz bir çalışma yapılmış,
2) Sorun çözümünde yerel halkın gönüllü katkısı çok önemli,
3) Çözüm üretirken veri seti oluşturma ve bu verinin çeşitli yöntemlerle analizi,
4) Çözümün test edilmesi ve ilk bulguların değerlendirilerek çözümün çeşitlendirilmesi,
5) Yerel yönetimin insiyatif kullanarak karar alması,
6) Bazı durumlarda liderin ya da yöneticinin önemi.
Yukarıdaki noktalara bakınca ister istemez aklıma şu soru geliyor, Türkiye’de bu şablonu sırasıyla uygulayabilecek yerel yönetim var mıdır? Türkiye’deki inovasyon kültürünün yapısından ve yerel yönetimlerin insiyatif kullanarak karar alamamasında ve hala merkeze bağlı olmasında dolayı, yukarıdaki şablonu Türkiye’ye uydurmak zor. Yerel yönetimler bu iki temel engeli aşacak, aşamasa da çevresinden dolanacak, yenilikçi yöntemler geliştirerek işe başlayabilir.