18 Mayıs 2012 Cuma
Sitene Ekle

Telif hakkı paradigma değişikliğiyle korunabilir

Geçtiğimiz yıl, telif haklarının web dünyasında nasıl korunacağına dair zihin kargaşasına, yasal belirsizlikler de katıldı.
Telif hakkı  paradigma değişikliğiyle korunabilir

Fransa’da Cumhurbaşkanı ve hükümetin desteğiyle yasalaşan “webde korsanlıkla mücadale” yasası (kısaca HADOPI olarak biliniyor) bütün amir hükümlerine rağmen “sanki” yürürlüğe konulmadı. Yasaya karşı olanlar, hükümlerin uygulanamayacağında israrlıydı. Bir bakıma haklı çıktılar.

Çünkü yasaya göre, İnternetten “izinsiz” (yani ücret ödemeden) film/müzik indirmekte ısrar edenlerin, iki uyarından sonra üçüncü kez yaparlarsa, İnternet bağlantısı kesilecekti. Ama 2010’da hiç kimsenin bağlantısı kesilmedi. Yani, Fransa’da acaba “herkes” yasaya mı uydu?

Hayır... Çünkü hükümet, yasadaki “iki uyarı”yı “dokuz”a çıkartıyor! Yani hükümet, kullanıcıya 8 kez, “ödeme yapmadan indirme” diye ihtar edecek. Dokuzuncuda bağlantıyı kesecek. Bu yeni şekliyle yasa, ne kadar caydırıcı olacak?  

Yasanın bu şekilde yumuşatılması, web ortamında, izinsiz ve yasadışı indirme işlemini denetlemenin, Fransa kadar ciddi bir ülkede dahi ne denli zor olduğunu gösteriyor.

Nitekim Almanya Adalet Bakanı Brigitte Zypries, bu sistemin esasen uygulanamayacağını, bu nedenle Almanya’da benzer bir yasal düzenlemeye gidilmeyeceğini söyledi. Almanya’da hükümet ve İnternet servis sağlayıcılar, karşılıklı görüşmelerle soruna çözüm aramayı tercih ediyor. Ama bu, uzun ve tartışmalı bir süreç olacak.

İngiltere’de benzer nitelikte bir yasa taslağı, kamuoyunda tartışmaya fırsat kalmadan, hükümet tarafından Nisan 2010’da parlamentoya sunuldu ve kabul edildi. “Sayısal Ekonomi Yasası” (Digital Economy Act) hükümete, telif haklarını ihlal ettiğinden “kuşku” duyduğu kişilerin İnternet bağlantısını kesme yetkisi veriyor. Ama, İngiliz Telefon Kurumu (British Telecom) ve İngiltere’deki bir ISP şirketi olan “Talk Talk”, yasayı Yüksek Mahkeme’ye götürdü. Yasanın geleceği, mahkeme kararına bağlı. (İngiltere’de sadece 2010 yılında 1 milyar 200 milyon şarkı, telif ücreti ödemeden indirildi).

ABD’de “Çevrimiçi Hakların Çiğnenmesi ve Sahtecilik Yasası” (Combating Online Infringement and Counterfeits Act) Eylül 2010’da Senato’ya sunuldu. İlgili komisyonda kabul edildi. Ama henüz Senato’da oylama yapılmadı. Yasalaştığı takdirde hükümete, “korsanlık yapan” siteleri kapatma yetkisi verecek. Ama orada da bir çokları, Yüksek Mahkeme’ye (Anayasa Mahkemesi) gitmeye hazırlar.

Konu, İsveç’te ise tam anlamıyla mahkemelik oldu. 2003’te faaliyete geçen ve 23 milyon üyesi olduğu bildirilen “Pirate Bay” (Korsan Körfezi) paylaşım sitesi aleyhinde açılan dava, Temyiz Mahkemesi’nde 26 Kasım’da karara bağlandı: Sitenin üç yöneticisi 4-10 ay hapis cezası aldı. 6 milyon 57 bin Dolar ceza ödeyecekler. Sanıklar, konuyu İsveç Yüksek Mahkemesi’ne götürüyor.

Dava, İsveç kamuoyunu, üç yıla yakındır meşgul ediyor. Aslında İsveç, “korsanlık” konusuna tanıdık: “Pirate Bay”den üç yıl sonra, web’de bilgi ve iletişimin sınırsız akmasını savunan “Korsan Partisi” de –önce site olarak- 1 Ocak 2006’da faaliyete geçti. Parti ile site arasında organik bağ yoktu. Kamuoyunda o kadar ilgi gördü ki, bu sıradışı “parti” Avrupa Parlamentosu 2009 seçimlerine katıldı. İki sandalye kazandı.

İsveç’te yapılan bir kamuoyu yoklaması, 15-29 yaş grubunda %80 çoğunlukla, İsveç Parlamentosu’nun, webde telif haklarını koruyan yasasına karşı olduğunu göstermişti. Bütün yaş gruplarında yasaya karşı olanlar %48, yasayı uygun bulanlar %38’di. Hükümet, kamuoyu ile Avrupa Birliği Telif Hakları ve Korunması Yönetmeliği (IPRED) arasında kalmış durumda.

Bu örnekler şunu gösteriyor: Hükümetlerin, bu konuda % 100 “su geçirmez” bir formülü yok. Çünkü bir yanda telif haklarında ısrar eden kurum ve kuruluşlar var. Öte yanda bu hakları koruyayım derken kişisel hak ve özgürlüklerin çiğnendiğini savunan kurum ve kuruluşlar var. Burada elbette “demokrasi”nin bütün kurallarının, lafzına ve ruhuna uygun yaşandığı uygar ülkelerden söz ediyoruz. Demokrasiyi sadece şekil olarak yaşayan, veya hiç yaşamayan ülkeler konumuz dışı.  

Tam da noktada Avrupa Komisyonu, İnternete erişimin bir insanlık hakkı olduğu kararına vardı (Kasım 2009). Ve Finlandiya, 1 Mbps genişbant kullanımını bütün vatandaşları için bir yasal hak olarak gördüğünü Ekim ayında açıklayan ilk AB üyesi oldu. Diğer ülkelerin, bunu Mayıs 2011’e kadar parlamentolarında onaylaması gerekiyor.

Bu yepyeni adıma rağmen, İnternet kullanımının insanlık hakkı olmaktan “ne zaman ve nasıl” çıkıp, bir “suç” olduğuna nasıl karar verileceği belirsiz.  

Kitap, dergi, gazete, müzik, film “basılarak” dağıtıldığı zaman, bunların telif hakkını izlemek kolaydı. Ama şimdi web düzeninde bu hakkı izlemek zor. O halde, yasal zihniyeti ve bunun uygulamasını daha farklı düşünmek, bir “paradigma değişikliği yapmak” mecburi hale geliyor. Ancak, bu değişikliği hükümetler, bütün yasal birimleriyle, hukukçularıyla, bilim ve sanat adamlarıyla bile “tam ve kesin olarak” uygulanacak şekle sokamıyorsa, demek ki hükümetlerin de bu paradigma değişikliğini kabul etmesinden başka çare yok.

Çünkü, “kimse yasadışı bir şey yapmasın” diyerek webde bütün sosyal, kültürel, ekonomik, ticari yaşama set çekilebilir. Ama bu, bir çözüm mü? Hele web stili yaşamda mümkün mü? Olmadığını, iki yıla yakın kapalı kalan YouTube komedimizde gördük. Başbakan bile “Ben giriyorum, siz de girin” demedi mi? Ulusal gazetelerde açık açık ve kaç kere “YouTube yasağı nasıl delinir?” diye bilgi verilmedi mi? YouTube erişimi daha katı hale getirildikten sonra, bu uygulamanın yarattığı antipati, antidemokratik sansür nitelemesi, Türkiye’nin dünyanın gözünde “YouTube’u kapatan ülke” olarak resmedilmesi arttıkça hükümet de nihayet rahatsız olmadı mı?

Demek ki İnternet erişimi (ve bu bağlamda telif haklarının korunması), yasaklarla değil, 21. yüzyıla yakışan farklı yöntemlerle çözümlenmek zorunda. Bunları öneren sivil toplum kuruluşlarına, hükümetlerin daha çok kulak vermesiyle, yani yönetişimle soruna çözüm aranması daha uygun görünüyor. Almanya’da yapılmaya çalışılan bu... Her ne kadar yavaş ve zahmetli bir süreçse de daha demokratik ve katılımcı olduğu kesin.

LTE Forum 2012
GÜNÜN DİĞER HABERLERİNDEN
Mac'ler için virüs tehditi gittikçe artıyor