Üniversite-sanayi ilişkilerinde aracı kurumların rolü
ABD’daki Silikon Vadisi’nin başarısı, biyoteknoloji çağıyla beraber üniversitelerde hız kazanan ticarileştirme etkinlikleri ve üniversitelerin hükümetlerden gelen direkt kaynaklarının da azalması, aracı kurumların çoğalmasının arkadasındaki önemli etkenlerden birkaçı olarak sıralandırabilir.
Yazar: Sussex Üniversitesi (SPRU) - Başak Candemir
Bu yazı sınırlarında ‘aracı kurumlar’ ile, teknoloji transfer ofisi, teknoparklar ve kamu sektörü araştırma kurumları gibi üniversite-sanayi arasındaki bilgi değişimini kolaylaştırmayı amaçlayan kuruluşlar kastedilmektedir. Yazının geri kalanında üniversite-sanayi ilişkilerinin analizinde sistemik bir bakış açısına neden gerek duyulduğu açıklanacak ve bu bakış açısı doğrultusunda başarılı olabilecek aracı kuruluşlardan örnekler verilecektir.
Avrupa Paradoksu’nun yetersizliği
1995 yılında ortaya sürülen ‘Avrupa Paradoksu’ kavramı, Avrupa’nin bilimde mükemmel olmasına rağmen, bunu inovasyon ve rekabetçiliğe çeviremediği argümanını öne sürer. Son 15 yıl içerisinde, Avrupa’da ve özellikle İngiltere’de bilimin innovasyona dönüşümü için ‘teknoloji transferi’ araçları önem kazanmıştır. İngiltere, ‘üçüncü akim’ olarak nitelendirilen ve üniversitelerin sanayi ile ilişkilerine ve ticarileştirme etkinliklerine destek olmayı hedefleyen ‘Higher Education Innovation Fund’ için 2011-2015 yılları arasında £150m ayırmıştır. Ancak, bu tip kaynaklarla kuruluşu hız kazanan aracı kurumlar üniversitelerin gelir artışına çok az katkıda bulunmuş, üniversitelerin fikri haklardan elde ettiği gelir, toplam gelirlerinin ancak %0.2sini oluşturmuştur.
Görüldüğü üzere, üniversite-sanayi ilişkilerini teknoloji transferi ve ticarileştirme etkinliklerine indirgemek, bu etkinliklere büyük fonlar ayırılmasina karşın inovasyon ve rekabet gücünün artışını garantilemez. Üniversite- sanayi ilişkileri eğitim, hareketlilik, basılı yayınlar, gayrıresmi bağlantılar, iletişim ağları gibi birçok kanaldan ilerler. Dolayısıyla da, bu ilişkileri kolaylaştıracak, taraflara avantaj sağlayacak aracı kurumların da bu geniş çerçeveyi kapsayacak biçimde geliştirilmesi gerekir.
İngiltere ve Hollanda’daki tarımsal biyoteknoloji sektöründe yer alan aracı kurumlarla ilgili yaptığım tez çalışmamda, hem sanayi hem de üniversite tarafından faydalı olarak görülen aracı kurumların da bu tip bir sistematik yapıya sahip olduğunu bir kere daha gösterdi. Doğrudan başka sektörlere uygulanması konusunda dikkatli olunması gerekse de, bu yazıda araştırmamda karşılaştığım sistemik aracı kurumlardan birkaç örnek vereceğim.
Sistemik bir aracı kurum örneği: TTI-GG
Hollanda’da tarımsal biyoteknoloji hem sanayi hem de üniversite yetkilileri tarafından faydalı olarak görülen kurumlardan biri Technological Top Institute- Green Genetics (TTI-GG). Bu kurumun birkaç önemli özelliği onu diğer aracı kurumlardan ayırıyor. TTI-GG, sanayi tarafından önlerindeki on sene içerisinde ihtiyaç duyabileceklerini düşündükleri konularda ‘stratejik araştırma’ yapmak ve yaptırtmak için kurulmuş. Bazı üniversite çevrelerinde sanayinin sadece uygulamalı araştırma ve geliştirmeyle ilgilenip, temel araştırmaya ilgi göstermediği gibi bir önyargı olsa da, gerçekte araştırmacı sanayi, kendi imkan ve yetenekleri içinde olmayan stratejik araştırma için üniversiteyle ilgilenmektedir. TTI-GG çerçevesinde önceliklerin devlet politikası ve üniversiteler tarafından değil sanayi tarafından belirlenmesi, üniversite tarafından ortaya çıkarılan araştırma sonuçlarını sanayinin talep etmesini de büyük ölçüde sağlamaktadır. Yapılan ortak araştırmaların yanısıra TTI-GG bünyesinde doktora tezleri, yaz okulları gibi eğitim faaliyetlerine ve araştırma sonrasında ortaya çıkan sonuçların ticarileştirilmesi etkinliklerine de fon sağlanması, programın sistemik bir aracı kuruluş haline gelmesinde büyük rol oynuyor. TTI-GG’nin bir özelliği de fonların devlet ve sanayi tarafından ortak olarak karşılanması ve her fon programının beş yıl sürmesiyle araştırmada devamlılığı sağlaması.
İşgücü mobilitesinden örnekler
Üniversite ve sanayi arasındaki bilgi değişiminde fiziksel aracı kurumlar kadar, mevzuat ve kurallardaki düzenlemeler de bir o kadar önemlidir. İnsanların yazılı olarak aktaramayacağı örtülü bilgilerin iletilmesini sağlayan işgücü mobilitesi ile ilgili düzenlemeler buna güzel bir örnek oluşturur. İngiltere’de LINK programı, yükseklisans düzeyindeki öğrencilerin altı ayı sanayide geçirmesini finanse ederek, hem sanayinin örtülü bilgiden faydalanmasını sağlar hem de üniversite ve sanayi arasındaki kültürel farkların kalkmasına yardımcı olur. Hollanda’daki yasalar sanayi çalışanlarının ‘0 professor’ olarak, ekstra bir ücret talep etmeden üniversitelerde ders vermesini ve misafir araştırmacı olarak çalışmasına imkan sağlar.
Nasıl bir teknoloji transfer ofisi?
Her ne kadar ticarileştirme etkinlikleri üniversiteler için önemli bir gelir kaynağı oluşturmasa da, bu etkinliklerin işletmesini yapan teknoloji transfer ofisleri (TTO) gibi kurumların, sanayi ile ilişkilerde olumlu etkileri olması için belirli özelliklere sahip olması gerekmektedir. Tez çalışmam, daha çok tıbbi biyoteknoloji, bilgi ve iletişim teknolojileri, nanoteknoloji gibi yüksek teknoloji modelleri üzerine kurulu üniversite TTO’larının tarımsal biyoteknoloji alanında olumsuz etkileri olduğunu göstermiştir. Görece olarak yüksek kazançlı olan sınırlı sayıda 'high-tech' sektöründe deneyim kazanan üniversite TTO’ları daha az kazançlı sektörlerde de bu deneyimlerini uygulamaya çalışınca ortaya anlaşmazlıklar çıkabilmektedir. Farklı fikri hak modelleri olan tarımsal biyoteknoloji sektörü, sektörün doğası da gereği çok kazançlı olmadığı için üniversite TTO’larından gelen fazla değer biçilmiş talepler üniversite ve sanayi arasındaki ilişkileri sekteye uğratabilmekte, hatta durma aşamasına gelmesine yol açabilmektedir. Hem üniversite, hem de sanayi ile yapılan görüşmelerde bu tip alanlarda, sektör üzerine özelleşmiş, deneyimli ve üniversiteye bağlı olması gerekmeyen TTO’ların ticarileştirme etkinliklerinde daha başarılı olduğu gözlenmiştir.
Ne yapılabilir?
Özetlemek gerekirse, üniversite-sanayi arasında bilgi değişimi için, üniversitelerin ticarileştirme etkinlikleriyle sınırlı olan ‘teknoloji transferi’ modelinin ilerisine geçerek, geniş kapsamlı bir araç portföyü oluşturmaları gerekir. Bu portföyü oluştururken, desteklenmesi hedeflenilen sektörün belirli özelliklerini (teknolojik kaynaklar, birikim, karlılık, fikri haklar veya diğer koruma modelleri vb.) de göz önüne almak gerekir. Ticarileştirme etkinliklerinin daha seyrek görüldüğü veya daha az kazançlı olduğu sektörlerde, bu tip etkinliklerin sektör üzerine özelleşmiş TTO’lara devredilmesi için esneklikler bulunmalıdır. Sistemik bir anlayış içerisinde, teknoloji transferine olduğu kadar üniversite- sanayi arasında eğitimli isgücü hareketliliğine de olanak sağlanmalıdır. Unutulmaması gereken en önemli nokta da, bilgi değişiminin sağlanması için, üniversitelerin yüksek kalite bilgi üretmesi ve bu bilgiyi özumseyecek kapasiteye sahip bir sanayi varlığının olması gerektiğidir.