Hedefler tutar mı? Süre yeter mi?
Ar-Ge’nin beş yılı
TÜBİTAK Bilim Politikası Ünitesi tarafından 1965 yılında yapılan ve sadece temel ve uygulamalı bilimleri kapsayan ilk Ar-Ge envanteri, 1964 yılı için, GSMH’nin on birinde 37’si oranında, 247 milyon TL milli Ar-Ge harcaması bulmuştu.
Harcamanın %12.86’sı yüksek öğrenime, % 1.80’i özel sektöre ve %86.04’ü kamu sektörüne aitti.[1]
1964-65’ten bu yana geçen sürede Ar-Ge harcamasının GSYH’deki payı 2011 yılında binde 85’e çıktı. Önce Dokuzuncu Kalkınma Planı’nda, sonra da 8 Eylül 2004’te Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu Toplantısında açıklanan hedef, 2010 yılına kadar bu harcama oranını yüzde 2’ye çıkartmaktı.
Başbakan Erdoğan’ın 2011’de ilan ettiği “yeni” hedefi ise, yüzde 2 oranını 2014’e kadar tutturmak.
Bütün bu hedefler nasıl tutturulacak?
8 Eylül 2004’te, Cumhuriyet tarihinde ilk kez, bütçeye Ar-Ge çalışmaları için özel ödenek konulması kararlaştırıldı. Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, o günün para birimiyle 450 “trilyon” Lira olarak açıkladığı Ar-Ge bütçesinin, üniversitelere verilecek destekle 556 “trilyon” Lira olacağını söyledi. Bu miktarın 416 “trilyon” Lirası TÜBİTAK Bütçesine ayrıldı.
Öncelikli hedef, “Türkiye’de halen 27 bin civarında olan tam zamanlı eşdeğer araştırmacı ve mesleki/teknik ara eleman sayımızın 2010 yılında 40 bine ulaşmasının bir hedef olarak belirlenmesi” idi.[2]
TÜBİTAK Başkanı Nüket Yetiş’in yeni yaptığı açıklamaya göre[3] ise, “2004’te başkan olduğunda 3.5 milyar Lira olan toplam Ar-Ge harcamaları, 2009 sonunda üç katına çıkarak 8.5 milyar Liraya ulaştı. Aynı dönemde Ar-Ge harcamalarının GSYH’e oranı binde 48’den binde 85’e yükseldi ki bu rakamın 2010 için yüzde 1 civarına çıkması bekleniyor. Tam zamanlı Ar-ge personeli sayısı 1.9 kat artarak 74 bin oldu. Şimdiki hedefi, 2013’te 150 bin araştırmacıya çıkmak.”
TÜBİTAK’ın verilerini doğrulama olanağımız yok. Artan miktarlar elbette dikkat çekici ve hatta ümit verici olmakla birlikte, bu artışların dökümü, niteliği ve niceliğini saptayamıyoruz.
Ancak, Ar-Ge stratejisi konusunda Başbakan Erdoğan iyimser:
“Türkiye, firmaların araştırma, geliştirme ve inovasyon faaliyetleri açısından dünyanın en avantajlı ülkelerinden biri haline geldi. Bugüne kadar 87 işletmeye Ar-Ge merkezi belgesi verdik. 87 şirkette çalışan sayısı 13 bine ulaştı. Yine bu 87 işletmenin 3 yıl içinde yaptığı Ar-Ge çalışması 4 milyar 800 milyon Lira oldu. Özel sektörün, toplam Ar-Ge harcaması içindeki payı yüzde 50’nin üzerine çıktı. Bana göre bu dönemin en önemli sıçraması budur diyebilirim.”[4]
Başbakan, Ar-Ge’nin neden önemli olduğunu da şu sözlerle anlatıyor:
“Bugün metal ihraç ederseniz 1 liraya, sandalye ihraç ederseniz 2 liraya, ergonomik bir sandalye ihraç ederseniz 5 liraya satarsınız. Yıllık 500 milyar dolar ihracata, tonu 100 dolar olan ürün ihraç ederek değil, kilosu BİN dolar olan ürün ihraç ederek ulaşabiliriz. Şimdi bunu başaracağız. Mesela, tüplü televizyon üretiminde Avrupa’nın en önde gelen ülkelerinden biriydik. Ancak LCD, LED ve plazma teknolojisine zamanında yatırım yapamadık. Ve bu alanda eski pozisyonumuzu kaybettik. Şimdi üretiyoruz, ancak panelleri dışardan ithal ediyoruz. Oysa bu alanda daha fazla Ar-Ge çalışması yapılsaydı, bugün bu yeni teknolojinin üretiminde de liderler arasında yer alabilirdik. İstediğim şudur: Dededen kalma yöntemlerle, taklitle varabileceğimiz yer bellidir. Biz, ekonomide, dış politikada Türkiye’yi güçlendirirken, özel sektörümüzün de bu vizyonla hareket etmesini istiyor ve bunun alt yapısını kuruyoruz.”
Bu arada, 2002’de ilk kez Altıncısı’na katıldığımız AB Çerçeve Programı’nın halen Yedincisi’ndeyiz.
Aralık 2010 tarihine kadar bu programa kabul edilen Türk ortak sayısı 540 oldu. Türk ortaklar 84 milyon 200 bin Euro aldılar. [5]
Ar-Ge konusunda hükümetteki bilinç, kararlılık, iyi niyet elbette önemli. Çünkü daha 2005 yılında, dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun, “Ar-Ge’ye talep yok. Türkiye’de Ar-Ge’nin yetersiz olması, arz sorunundan ziyade, talebin yetersiz olmasından kaynaklanmaktadır,” demişti. [6]
Üç yıl içinde 2008’de 5746 sayılı Araştırma Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun kabul edildi. Bunun sonucunda bugün 87 tane Ar-Ge Merkezimiz oldu. Bu sayı daha da artacak.
Ek olarak, Türkiye’de halen 9 tane Avrupa Birliği Merkezi ve 2 tane Yenilik Aktarım Merkezi çalışıyor. Bunlar, Avrupa İşletmeler Ağı adı altında bir araya gelerek, başta KOBİ’ler olmak üzere sanayie ve üniversitelere ücretsiz danışmanlık veriyor. Türkiye bu kapsamda 7 bölgeye ayrıldı.
*39 Teknoloji Geliştirme Bölgesi var. Nisan 2011 itibarile bunların 30’u faal.
*Firma sayısı 1,543.
*11,105 Ar-Ge personeli çalışıyor.
*Halen üzerinde çalışılan proje sayısı 4,229.
*Biten proje sayısı 7,309.
*Bunların %59’u yazılım ve bilişim konusunda.
*%9’u elektronik sanayi.
*%6’sı savunma sanayi.
*2003-2011 arasında tasdik edilen patent sayısı 301.
*Tüm bu bölgelerden yapılan ihracat 540 MİLYON Dolara çıktı.
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın Teknogirişim Sermayesi Desteği Programına 2009-2011 yılı arasında toplam 1,742 başvuru yapıldı. 468 adet girişimciye ait iş fikrinin desteklenmesi uygun bulundu. 2011 sonuna kadar 288 kişiye geri ödemesiz 100 bin Lira destek verilecek.
Sanayi Bakanı Ergün; Google, Facebook gibi markaları gençlerin ortaya çıkarttığını, konuşmalarında sürekli hatırlatıyor. Bir sanayi bakanı, Türkiye’de ilk kez şöyle diyor:
“Teknogirişim Sermayesi, gençlerimizin hayallerinin gerçeğe dönüşmesini sağladığı için büyük önem taşımaktadır.Ancak biz devlet olarak şimdiden bu parayı gençlerimize helal ettik. Geçmişte bu ülkenin kaynakları çar çur edildi, hırsıza uğursuza, hortumcuya, yolsuzluk yapanlara milyarlar kaptırıldı. Şimdi bu ülkenin bir gencine, ürüne dönüştüreceği teknolojik fikir için 100 bin lira vermenin lafını etmeye bile değmez. Zira başarılı olsalar da olmasalar da, ortaya akıl ve yürek koyan bu gençlerimize ayırdığımız kaynak, asla boşa gitmiş bir kaynak olmayacaktır. Arkadaşlarımızın hayallerini ürüne dönüştürme konusunda cesaret göstermeleri dahi takdiri fazlasıyla hak etmektedir"[7]
Bütün bu söylemler ve girişimler, Türkiye’de Ar-Ge konusunda bir şeylerin değişmekte olduğunu gösteriyor. Bu, sevindirici. Çünkü Ar-Ge ve onun ayrılmaz ikiz kardeşi inovasyon olmadan, ekonominin yenilikçi ve atılımcı olması mümkün değil. Bu konuda hükümet öncü olmadan, kamu ve özel sektörün önünü açacak yasal düzenlemeler yapmadan ilerlemek de mümkün değil. Memnuniyetle görüyoruz ki bu konuda siyasi bir kararlılık artık yerleşti. Şimdi bütün mesele, hızımızı artırmak. Çünkü bir yavaş ilerlerken, başkaları bizi hızla geçmeye devam ediyor.
Ne var ki, elimizdeki veriler, 2014 yılına kadar Ar-Ge/GSYH oranının %2’ye çıkmasının mümkün olmadığını gösteriyor.
2009 yılı itibarile Türkiye’de toplam Ar-Ge harcaması 8.5 milyar TL. (Bunun 4.1 milyarı üniversiteler, 3.4 milyarı özel sektör, 1.1 milyarı kamu sektörüne ait). 2009 yılında bu harcamanın GSYH oranı % 0.85.
GSYH’nin yılda %5 arttığını varsayarsak, Ar-Ge harcamalarının 2.7 kat artması gerekiyor. Kamu harcamalarının aslında çok değişmeyeceğini de varsayarsak, özel sektörün ve üniversitelerin artışı %300, yani 3 katı demektir ki, buna hazır altyapının 3 yılda oluşacağını düşünmek çok fazla iyimserlik olur.
[1] Türkcan,Ergun. Dünya’da ve Türkiye’de Bilim, Teknoloji ve Politika. İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2009. Sayfa 595
[2] TÜBİTAK Başkanı Nüket Yetiş’in sunumu, Karar: 2004/1-5, Slide 52
[3] Forbes (Türkiye) dergisi Mayıs 2011 sayısında TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Nüket Yetiş’le yapılan mülakat, sayfa 86.
[4]Başbakan Erdoğan’ın, 5746 sayılı Ar-Ge teşvik yasası uyarınca Ar-Ge merkezi belgesi almaya hak kazanan şirketler için yapılan törendeki konuşması. 26 Şubat 2011.
[5] Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu’nun 22. Toplantısında (22 Aralık 2010) sunulan bilgi.
[6]Bakan, CHP Uşak Milletvekili Osman Çoşkunoğlu’nun konuya ilişkin soru önergesini yanıtlıyor.BTHaber 10-16 Ekim 2005 Sayı:541 “Ar-ge’ye talep yok”
[7] Bakan’ın 26 Haziran 2010’da gazetelerde yayınlanan açıklaması.