Küresel rekabette Türkiye
Türkiye, World Economic Forum’un 2006-2007 yılı Küresel Rekabet Raporu’nda 125 ülke arasında 59. sırada yer alıyor. Bir önceki raporda 71. sırada yer alırken, 12 sıra yükselmemizin en önemli nedenleri, iş yapma becerisi, pazar yeterliliği, yüksek eğitim, iç pazar büyüklüğü, teknolojik hazır olma yetkinliği ve inovasyon…
Ancak, ülkemizin taşıdığı finansal risk, verimlilik, yatırım desteği ve en önemlisi sağlık ile temel eğitim konularında 59. sıranın altlarında yer alıyoruz. Dünyanın en büyük 19. ekonomisine sahipken, bu listede 59. sırada yer almamız ne dereceye kadar kabul edilebilir? Devletin birincil sorumluluğu altında, özellikle üzerine ağırlıklı olarak eğilmesi gereken konular olan eğitim, sağlık ve altyapı sorunları, ayağa bağlanmış beton gibi duruyor.
World Economic Forum’um her yıl yayınladığı Küresel Rekabet Raporu (Global Competitive Index) ülkelerin dünya ekonomisinde oluşturabileceği uzun dönemli gücünü değerlendirir.
Adamakıllı detaylandırılmış 9 parametrenin sonuçları toparlandıktan sonra her ülkenin ‘küresel rekabet değeri’ belirlenir. Ülkeler ekonomik olarak sıralanır. Parametrelerin ana başlıkları; kurumlar, altyapı, makroekonomi, sağlık ve temel eğitim, yüksek ve mesleki eğitim, pazar yeterliliği, teknolojik hazır olma yetkinliği, iş yapma becerisi ve inovasyon...
2006-2007 yılı raporu 125 ülkeyi kapsıyor. Türkiye bu raporda bir yılda çok önemli bir aşama kaydederek 71. sıradan 59. sıraya yerleşmiş. Aslında değerlendirme 6 üzerinden yapıldığı için, alt sıralara düştükçe, ufak oynamalar sıraların çok büyük ölçüde değişmesine neden oluyor. Listedeki en önemli başarı da Türkiye’nin gözüküyor.
Diğer ülkelere bakarsak, bir yıl içinde İsviçre 4. sıradan 1 numaraya çıkarken, geçen yılın şampiyonu ABD kendisini bu yıl 6. sırada buluvermiş. İsviçre’yle ABD’nin arasına sırasıyla üç İskandinav ülkesi, Finlandiya, İsveç, Danimarka ve onlar dışında bir de Singapur girmiş.
Türkiye’nin ortalamasını oluşturan değerlerin en düşüğü, taşıdığı yüksek finansal riskten dolayı ‘makroekonomi’si ve 111. sırada yer alıyor.
Ekonomik riskler bu kadar fazla olmasaydı bu yılki başarının düzeyi daha farklı olabilecekti.
Buna karşılık iş yapma becerisinde ortalama yükselmiş (39). Özellikle ağ yapısı ve destek endüstrilerindeki değerleri AB ortalamalarının dahi oldukça üzerinde. *Pazar yeterliliği de Türkiye’yi dünya ülkeleri arasında 47. sıraya yerleştiriyor.
Verimliliği ve yatırım desteğini artırabilecek ‘altyapı’ parametreleri ise Türkiye ortalamalarını aşağı çeken unsurlar arasında yer alıyor (63).
Her ne kadar ‘Yüksek Eğitim’ (57) sıralamayı mikroskobik ölçülerde yukarı çekiyorsa da, ‘Sağlık ve Temel Eğitim’ 78. sırayla en kötü ikinci sıralamamız... En uzun vadeli yatırımımızın eğitim olması gerektiğini düşündüğümüz takdirde, tehlike çanlarının aslında nerede çaldığı açıkça belli oluyor.
Türkiye iç pazar büyüklüğü açısından dünyada 19. sırada. Her ne kadar ‘pazar yeterliliği’ açısından 47. sırayla ortalamamızı yukarı çekiyorsak da yine de pazar büyüklüğü ile karşılaştırıldığı zaman orantısız bir geriden takip var. Buna karşılık AB ortalamasının çok yakınındayız. Rapor, son zamanlardaki gelişmelerin özellikle son yıllarda alınan olumlu ekonomik önlemlerin etkilerinin büyüklüğünün gelişmelerde çok etkili olduğunu ifade ediyor.
Gelelim son ikiye ve konularımızla ilgili parametreye: ‘Teknolojik hazır olma yetkinliği’ ve ‘inovasyon’... Bunlar aşağı yukarı aynı yerlerde, 52 ve 51. sıralarda yer alıyorlar. Ortalamayı yukarı çekiyorlar. Yine son zamanlardaki etkin önlemlerin ve öncelikle TÜBİTAK’ın başlattığı seferberliğin etkisinin büyük olduğu açıkça görülüyor.
Son bir yıl içinde bir çıkış yaptığımızı ve sıralamada önemli bir aşama kaydettiğimizi belirtmiştik.
Ancak, her ne kadar büyük bir sıçrama gerçekleştirdiyse de dünyanın en büyük 19. ekonomisinin böyle bir sıralamada 59. sırada olması ne dereceye kadar kabul edilebilir?
Devletin birincil sorumluluğu altında, özellikle üzerine ağırlıklı olarak eğilmesi gereken konular olan eğitim, sağlık ve altyapı sorunlarının, ayağa bağlanmış beton gibi durduğu ve biraz daha ciddi olarak ele alındığı takdirde diğerler sorunların kendi kendine değilse bile çok daha rahat bir şekilde düzeleceği açıkça ortada.
Özellikle belirtmemiz gereken konulardan biri şu: AB’ye katılan Bulgaristan’dan, genel sıralamada daha yukardayız. Çeşitli sosyolojik, kültürel ve politik unsurları bir kenara bırakıp salt rakam ölçütleriyle Avrupa Birliği üyelik hesabını iyi yapmış olsaydık, bugün bu kavgaları yapmamıza gerek olmayacaktır.
"Is Turkey Competitive Enough for Europe?” The Global Competitiveness Index: Identifying the Key Elements of Sustainable Growth (Augusto Lopez-Claros, Laura Altinger, Jennifer Blanke, Margareta Drzeniek, Irene Mia at WEF)