18 Mayıs 2012 Cuma
Sitene Ekle

Mahremiyet nereye?

Dijital haklar ve özgürlükler konusu tam bir kargaşa içinde: Sürekli olarak işin ahlaki ve hukuki boyutu tartışılıyor. Hükümetler denetim istiyor. Halklar denetim istemiyor.
Mahremiyet nereye?

Denetimsiz olmaz diyen hukukçularla, özgürlükleri savunan sivil toplum örgütleri sürekli tartışma halinde. Bütün bu kargaşa ortamında mahremiyet, oradan oraya savruluyor. 

Bu kargaşaya belki de en tipik örnek, 2001-03 döneminde ABD’de sinema sanatçısı Barbra Streisand ile fotoğrafçı Kenneth Adelman arasındaki hukuk mücadelesiydi...

California sahillerindeki erozyonun 12 bin fotoğrafını çeken Adelman, bunları californiacoastline.org adlı sitede yayınladı. Resimlerin arasında Barbra Streisand’ın malikanesininki de vardı. Streisand, evinin resminin uluorta yayınlanmasıyla özel hayatının ihlal edildiği gerekçesiyle Adelman’ı mahkemeye verdi.

Konu aniden kamuoyu gündemine taşındı. Medyada yer aldı. Bunun sonucunda, Streisand’ın evinin fotoğrafı bir ayda 420 bin kişi tarafından tıklandı. Streisand’ın en istemediği bir durum ortaya çıktı. Hatta Wikipedia, konu hakkında açtığı maddede bu fotoğrafı kullandı. Olaydan 10 yıl sonra bile bu fotoğraf, o sitede duruyor. Sitenin konu başlığı, durumu özetliyor: Streisand Etkisi.

Dava ise düştü. Çünkü Adelman, Streisand’ın evinin özellikle seçilmediğini, ev sahilde olduğu için, onun da fotoğrafının diğerleri arasında yer aldığını söyledi. Zaten konunun, özel hayatın teşhiri değil, sahildeki erozyonla ilgili olduğunu savundu. Mahkeme bu savunmayı kabul etti. Konunun kamuoyu yararına olduğuna hükmetti. Davayı reddetti. Streisand üstelik, Adelman’ın mahkeme masraflarını da ödedi.

Web ortamında bir şeyi yasaklamaya çalışmanın “boşuna” olduğunu gösteren başka örnekler de var. Hukuken böyle bir yasaklama %100 etkili olması garanti değil. Hele şimdi Facebook ve benzeri sosyal paylaşım sisteminde bir adresteki yazı/resim silinse bile bunun, başka yerlerde de silinmesi mümkün değil. Şart da değil.

Almanlar, bu “çaresizliğe” karşı bir yazılım geliştirmeye girişti. Adı “X-pire” (“silinme, yok olma” sözcüğünü çağrıştırıyor) olan bu yazılım, eğer bilgisayara indirilirse işe yarayabiliyor- yani onun da garantisi yok. Yazılım, silinmesi arzu edilen kaynağı belli bir süre sonra yok ediyor. Ama bu yazılım, kolay kullanılacak bir teknik değil. Bu nedenle, faydalı ama yararsız bir buluş olarak kalacak.

Zaten WikiLeaks olayı, ne türlü önlem alınırsa alınsın, kararlı ve amaçlı “sızıntılar”ın önüne geçilemeyeceğini gösterdi. WikiLeaks’in ana sunucusu engellense bile kopya sunucuların hemen devreye girdiği görüldü.

Estonya’ya yönelik Rus siber saldırısı, İran’daki nükleer tesislerin kodlarını bozmaya yönelik saldırılar, Çin’den ABD’e yönelik saldırılar ve benzerleri, gizlilik-saklılığın %100 garantiye alınamayacağını makro boyutta gösteriyor.

Facebook’un, Sony’nin Play Station 3 video oyunu konsolunu “hack”leyen 21 yaşındaki George Hotz’u “hacker” olarak resmen işe alması boşuna değil. Web dünyasında “Geohot” adıyla tanınan bu hacker, 2008 yılında iPhone’un kodlarını kırmıştı. Daha sonra Play Station 3 kodlarının nasıl kırılacağını sitesinde anlatmıştı. Facebook şimdi Hotz’un “know-how”ından yararlanarak, kodlarını nasıl koruyacağını anlamaya çalışacak.

Web dünyasında durum buyken, özel hayatın korunması, mahremiyet gibi konular “çok 20. Yüzyıllık” kalıyor.

Yine de hükümetlerin görevi, gerek devletin gerekse vatandaşın “saklı kalması gereken” unsurlarını korumak. Hükümetler, bu amaca yönelik olarak yasalar yapmak zorunda. Türkiye’de ise Özel Yaşamın Korunması Yasa Tasarısı 2003 yılından beri TBMM’de görüşülmeyi bekliyor. Tasarı, durduğu yerde eskidi, ama yasalaşamadı. Zaten bu haliyle yasalaşsa, acaba ne kadar etkili olabilir?

Teknoloji o hale geldi ki, akıllı telefonların uydularla sürekli haberleşmesi nedeniyle, o telefonu kullanan kişinin “nerede” olduğu o an saptanır hale geldi. Telefonlar çok da akıllanmadan önce, Google v.b. arama motorları; hangi bilgisayardan hangi konunun ne zaman nasıl araştırıldığını “bir kenara” yazıyordu. Şimdi bir adım daha ileri gitti işler: Telefonlar, kişinin “nerede” olduğunu gösteriyor: Özel yaşamın gizliliği diye bir konuyu hala tartışmanın anlamsızlığını da...

Bu kadar girift hale gelmiş teknoloji, sürekli gelişirken, 2000’lerdeki kafa yapısıyla (mind-set) hazırlanmış bir yasa tasarısı, 2011’i bitirmeye 6 ay kala topluma ne kadar güvenlik sağlar ki?

İleri bilgi toplumlarında bile bu konu, derin bir sorun... 2006 yılında America On Line (AOL), arama motorunu kullanan yüzbinlerce kişinin genel bir profilini haber yapmıştı. İsim vermeden, sadece kod numarası vererek “sıradan bir müşteri” olarak tanıttığı kişilerin izini süren New York Times’in “araştırmacı” gazetecisi, bu kişilerden birini bizzat buldu, çıkarttı. Georgia eyaletinde yaşayan 62 yaşındaki Thelma Arnold, gazetenin ön sayfasında köpeğiyle birlikte poz verdi. AOL, kamuoyuna açıkladığı anonim bilginin “bu hale” geleceğini tahmin edemediği için özür diledi. Bu tür şirketler bir daha böyle anonim açıklamalar yapmadı.

Ama bireyler, kendi haklarında her türlü açıklamayı hiç düşünmeden yapmaya devam ediyor. Facebook, bugün 750 milyon kullanıcısıyla dünya tarihinde eşi benzeri olmayan bir iletişim ağı. Ve bu ağda, telefon numarasından evinin adresine, arzularından korkularına kadar her şeylerini “paylaşan” milyonlarca insan var. Facebook üyeliğinden vazgeçseler bile oraya verdikleri bilgiler orada durmaya devam ediyor. Bir tür Streisand Etkisi diyebiliriz buna. Bilgilerini, kötü niyetli başkalarının kullanmayacağına dair hiç bir güvence yok. Hele bulut bilişim sistemiyle “buluta” yüklenen verilerin güvenliği konusu apayrı bir kabus. 21 Nisan 2011’de Amazon’un bu hizmeti çöktü. Tam ne oldu, nasıl oldu, sonuçları ne oldu, bunlar açıkça anlatılmadı. Hatta acaba bu bilgiler, başkalarının eline geçti mi? Bunları da bilmiyoruz. Apple dahil bütün bilişim devleri geleceği buluta bağladığına göre, tüketici olarak bizim bir söz hakkımız olamaz. Neyi sunacaklarsa, kullanacağız.

Ama işte, özel hayatın gizliliği ve korunması konusu, hukukun güvenceye alamayacağı bir alana doğru kayıyor. Ipsos tarafından ABD’de yeni yapılan kamuoyu yoklamasından çıkan şu sonuç anlamlı: Amerikalıların %53’ü, “Bulutta saklanan bilgimi kimin gördüğü beni kaygılandırır” diyor.

Bilgi toplumu haline gelmiş bir ülkede bile bulut bilişime dair kaygılar bu düzeydeyse, özel yaşamın gizliliği ve mahremiyet konularında tartışmalar sürecek demektir. Türkiye’de ise, bu tartışmalar bir yana, en temel bir yasa dahi TBMM’de 8 yıldır ele alınmıyorsa, ülkemizde dijital ortamda mahremiyetimiz, yasal anlamda korunmasız kalmaya devam edecek. Yeni kurulacak hükümetin, bu yasa tasarısını yeniden elden geçirip güncelleyerek Meclis’e hızla sunmasını diliyoruz. Aksi halde, başımıza Estonya’daki gibi bir saldırı gelirse, bunun altından kalkamayız. Nitekim, Anonymous Grubu, böyle bir saldırıyı –önceden bildirerek ve zarar vermeyi amaçlamadan, sadece “uyarı” olarak- yaptı. Bir dahaki sefere kim olduğunu bilmediğimiz başkaları, habersizce ve zarar vermeyi amaçlayarak yapabilir. O zaman, sadece bizim bireyler olarak değil, devletin mahremiyeti de ihlal edilirse faturası büyük olur.  

LTE Forum 2012
GÜNÜN DİĞER HABERLERİNDEN
Mac'ler için virüs tehditi gittikçe artıyor