Hindistan’ı düşünürken...
Yazılım ihracatını, sanayi ürünü ihracatı gibi “reel” bir nesneye dönüştüren bir ülke...
2011 yılında BİT sektörünün, Hindistan’a sağlayacağı toplam gelirin 88.1 milyar Doları bulacağı bekleniyor.[1] Sadece yazılım ve hizmetten sağlanacak gelir 76.1 milyar Dolar olarak hesaplanıyor.
BİT’in GSYH içindeki payı sürekli artıyor. 1998’de oran %1.2 idi. 2007’de % 5.2 oldu. 2011’de % 6.4 olması bekleniyor.
BİT’in ürün ve hizmet olarak Hindistan’ın tüm ihracatındaki payı 1998’de % 4 iken, 2011’de % 26 bekleniyor. Dolar cinsinden Hindistan, bu ihracattan 2007’de 40 milyar Dolar kazandı. 2011’de 59 milyar Dolar kazanması bekleniyor.
Hindistan’da BİT sektöründe doğrudan istihdam 2.5 milyon. Dolaylı istihdam ise 8.3 milyon kişi. Bu sayı 2000 yılında sadece 232 bindi.
BİT sektörü, Hindistan’da özel sektörde en çok istihdam sağlayan sektör.
Bütün bu veriler göz kamaştırıcı. İnsana, “Ah keşke bizde de böyle bir durum olabilseydi” dedirtiyor.
Ama Hindistan bu duruma 10 yılda mı geldi? Hatta 20 yılda mı? Hayır... Hindistan’da teknik ve fen eğitimi, taa 19. yüzyıldan başlayarak 20. yüzyıl boyunca sürdü. Hindistan’ın bağımsızlığını kazandığı 1946’dan sonra bütün hükümetlerin ulusal davası eğitimde yüksek kalite ve bilinçli stratejiler oldu. Hangi tür hükümet de gelse, bu ulusal davaya sahip çıktı.
Kısaca IIT olarak bilinen Indian Institute of Technology, bugün çeşitli şehirlerdeki klonlarıyla Hint eğitim kültürünün temelinde yer alan en güçlü harç.
Hindistan Başbakanı Nehru, ilk IIT’yi Kharagpur’da İngiliz yönetimi sırasında tutukevi olarak kullanılan bir binada 21 Nisan 1956’da açmıştı. Orada yaptığı konuşmada, “IIT’ler Hindistan’ın arzusudur, tutkusudur. Hindistan’ın geleceğinin inşa edildiği yerdir, “demişti.
Bundan 50 yıl sonra Bill Gates, ilk IIT’nin 50. yılı kutlamaları sırasında, IIT’den, “Bütün dünyaya etki yapan, bilince sığmayan (incredible) bir kurum” diye söz ederek, “bilişim sanayii, IIT’lerin eğitim geleneğinden çok fayda görmüştür. Bilgisayarların, bundan 20 yıl sonra yaşamı nasıl iyileştireceğine dair sıradışı olmadık rüyalarda IIT’lerin payı büyük olacaktır” dedi.
Bugün Hindistan’da 15 IIT var.[2]
Buna ek olarak Indian Institute of Information Technology (IIIT) adıyla 4 tane enstitü daha var. Bunlar, Fransa’daki “Ecole”ler gibi birer yüksek okul aslında. Hükümet 20 tane daha IIIT planlıyor.
Buna ek olarak 20 tane National Institute of Technology var. Bunlara 10 tane daha gelecek.
500 tane politeknik var.
36 devlet üniversitesi + 216 eyalet üniversitesi + 19 açık üniversite var. Ayrıca, özel üniversiteler de var.
Hindistan, bugün, böyle bir eğitim geçmişinden geliyor. Buna, İngilizcenin ikinci resmi dil oluşunu da ekleyin. Genç nüfusu da ekleyin. Halkın genel girişimci ruhunu da ekleyin. Devletin bilinçli, kararlarını, özel sektörün çabalarını ekleyin. Ortaya şu başarı örnekleri çıkıyor:
*Hindistan’da 2 bin yazılım şirketi, sadece ABD ve Avrupa’nın taşaronluğunu yapmakla meşgul. Bank of America, Infosys’in baş müşterisi. Bu şirket, 1999’da NASDAQ’a kote oldu. 2006’da NASDAQ-100 listesine giren ilk Hint şirketi oldu.
*TATA, Ferrari’in Formula-1 yarış otomobili sponsoru.
*SATYAM, 2010 FİFA Dünya Kupası’nın IT sponsoru oldu. 2014’te Brezilya’da yapılacak Dünya Kupası ve FİFA’nın işki Federasyon Kupası’nın IT alt yapısına sponsor oldu.
Daha dar kapsamda İsrail ve İrlanda örnekleri de var.
İsrail’de yazılım ve donanım “sanayi” olarak adlandırılır. Silikon Vadisi’nin küçük bir örneği Tel Aviv yakınlarında kuruldu.
2009 verilerine göre İsrail’in yazılım ihracatından sağladığı gelir 6.2 milyar Dolar.
İrlanda, BİT sektörü hizmet ve ürün ihracatından 2010’da 50 milyar Euro, sadece yazılımdan 1 milyar Euro kazandı.
Biz ne yapacağız?
Yazılım projeleri geliştirmek, adanmışlık isteyen, iyi yönetilmesi gereken, oluşabilecek sorunları önceden görerek önlem alınması gereken bir alan. Bunlar yapılmadığı takdirde projelerin başarısız olma ihtimali yükseliyor. Yazılım projelerinin hayat döngüsü oldukça uzun. Sonlanmadan devam eden bir süreç olmak zorunda..
Dünyada yaygınlaşan açık kodlar iyi değerlendirildiği takdirde, ülkemizin yazılım alanındaki eksikliği önemli ölçüde ve hızlı kapatılabilir. Türkiye de, ihracat yapabilir hale gelebilir.
Üniversitelerimizin bilgisayar mühendisliği bölümlerinde ara dönem ve bitirme tezi olarak yapılan projeler, pratik hayatta kullanılabilecek çalışmalardan seçilebilir. Hatta bu tezler, büyük bir projenin küçük parçaları halinde dağıtılabilir.
Teknoparklardaki çalışmalarda veya verilen desteklerde, yerli üretimi teşvik etmek amacıyla yerli teknolojik ürünlere öncelik verilebilir.
Ve elbette en önemlisi ve en yaşamsal olanı, devletin, yazılımı ve bilişimi “stratejik sektör” olarak sınıflaması gereği. Bu olmadan, yazılım, nasıl sanayi olacak?
“2023 Türkiye İhracat Stratejisi” listesinde ağaç mamulleri ve orman ürünleri var, halı var, süs bitkileri var, ama yazılım yok. Galiba yazılım, listenin en altındaki “Yeni sektörler” arasında bir yere sıkışmış? Onu, oradan kurtarıp, halı kadar, fındık kadar, hububat ve bakliyat kadar “ihraç ürünü” olarak sınıflamak gerekiyor.