18 Mayıs 2012 Cuma
Sitene Ekle

İnovasyon mu tasarımdan? Tasarım mı inovasyondan?

 Alman malı elektronik araç-gereç devi Braun’un –tasarım çevrelerinde efsane gibi tanınan- tasarımcısı Dieter Rams’ın şu on ilkesine bakalım önce:
İnovasyon mu tasarımdan? Tasarım mı inovasyondan?

1..İyi tasarım, inovatiftir.

2..İyi tasarım, ürünü faydalı kılar.

3..İyi tasarım, estetiktir.

4..İyi tasarım, ürünü anlamaya yarar.

5..İyi tasarım, göze batmaz.

6..İyi tasarım, olmayanı var göstermez.

7..İyi tasarım, uzun ömürlüdür.

8..İyi tasarım, en ince ayrıntıya kadar düşünülmüştür.

9..İyi tasarım, çevrecidir.

10.İyi tasarım, asgari tasarımdır.

Detaylarında hemfikir olmayabiliriz ama yine de bu on ilke, bu yazının sorusunu yanıtlıyor: Tasarım, inovasyonsuz olamaz. İnovasyon da tasarımsız olamaz.

Burada, “tasarım” derken bugünkü çağdaş anlamda bir tanımda herkes fikir birliği içindeymiş gibi davranıyoruz. Bugün, bir Apple ürününde cazip olan, aracın kapasitesi kadar, tasarımı da. Steve Jobs’un, üretime geçilecek son dakikada bile bir tasarımdan memnun kalmayıp, bütün projeyi durdurduğu artık biliniyor.

O halde, “tasarım” nedir? Sadece estetik bir kaygı mı? Ergonomik bir ihtiyaç mı? Bir göz boyama ve cazibe unsuru mu? Hepsi mi? Hiç biri mi?

Sanayi Devrimi’ne kadar icat edilen bütün araç gereçler, bir ihtiyacı karşılıyordu. İlk “teknolojik” aletler, örneğin mikroskop, teleskop, termometre için özel bir estetik gerekmiyordu. Bunlar tamamen fonksiyonel amaçlıydılar. Sanayi Devrimi’nin en başında, 1698’de ilk kez buhar makinesi (Newcomen) yapıldığında da durum aynıydı. Amaç, buhar gücüyle enerji elde etmekten ibaretti. Önce Nicolas Cugnot ve sonra Richard Trevithick, buhar gücüyle yürüyen aracı icat ettiklerinde de yine ortada her hangi bir estetik kaygı yoktu. Estetik kaygılar ve “tasarım,” sanayinin değil, güzel sanatların sorunuydu.

Ta ki, İngiliz Christopher Dresser (1834-1904) ilk kez bir çaydanlığı “tasarlayarak” seri üretime geçene kadar. O güne kadar kimse, çaydanlığı daha “güzel” ve estetik yapmayı düşünmemişti. Dresser bu nedenle, çağdaş anlamda ilk endüstriyel tasarımcı olarak kabul edilir. Bugün Dresser’in orijinal çaydanlıkları, müzayedelerde 1,000-1,500 Dolara alıcı buluyor. Ürünlerinin çoğunluğu ise müzelerde saklanıyor.

Yine Sanayi Devrimi isimlerinden Fransız Michael Thonet (1796-1871) de bugün hala kullanılan ünlü iskemlesini estetik kaygılarla tasarlamış ve “alelade” bir iskemleyi bir sanat eseri gibi yeniden tanımlamıştı. Yaptığı işi o güne kadar kimse düşünmemişti: İskemlenin ayağı ve sırtındaki çubukları buharda yumuşatmayı akıl etti. Kalıba koyarak yuvarlak şekiller verdi. Bunları fırınlayarak “inovatif” bir ürün elde etti.

1850’lerden başlayarak resimde, sanatta,  iç mimari, mimari ve edebiyatta “yenilikçilik” hareketleri birbirini izledi. Sanayi Devrimi, temel ihtiyaçları yanıtlamıştı. Sırada, estetik ihtiyaçlar vardı. İşte endüstriyel tasarım böyle başladı ve halen sürüyor. Bugün, teknoloji sayesinde, 20.yüzyıldaki vizyonerlerin hayal edemeyeceği “tasarımlar” yapılabiliyor. Frank Gehry, I.M.Pei, Zaha Hadid gibi star mimarların kuşağı öyle mimari eserler tasarlıyor ki, teknoloji, o yapıyı inşa edebiliyor. Daniel Liebeskind, Rem Koolhaas, David Childs (Yeni Dünya Ticaret Merkezi’nin mimarı) gibiler ise teknolojiyi son limitine kadar zorlayarak “olmayan tasarımlar” yaratıyorlar. Sonra iş, mimari uygulamaya geliyor.

Tasarım ve inovasyon evliliğini artık her yerde her üründe görüyoruz. “Tasarımsız” bir ürün söz konusu değil hiç. Zaten, bu konuda üniversitelerde eğitim de veriliyor. Endüstriyel tasarım bölümleri var. Bazı ülkelerin bazı üniversiteleri bu konuda “daha ileri” ve yaratıcı. Örneğin Milano’da Bocconi Üniversitesi’nde tasarımın daha ince tanım biçimleri, örneğin ışıklandırma tasarımı veya sesin mimaride kullanımı “öğretiliyor.”

Tasarım-inovasyon ilişkisinde ezelden beri hep el ele giden moda ise teknolojinin de yardımıyla öyle bir aşamaya doğru ilerliyor ki sanat nerede başlar, tasarım nerede biter, nereden sonrası teknolojidir? Hepsi içiçe geçmiş durumda...

Derideki elektrik dengesine göre renk değiştiren giysiler, aynı sisteme uyarak göze görünen veya kaybolan ileri teknolojik dövmeler, gün ışığını gündüz toplayıp gece yayan takılar gibi bir çok yenilik, bilgi ve iletişim teknolojileri sayesinde ortaya çıktı. Burada, sanatçının yaratıcılığını, teknolojik yenilikler destekliyor. Eskiden, bunları sadece hayal edebilen sanatçı, bugün gerçekleştirebiliyor.

Galiba tasarım-inovasyon ilişkisinde şu formülü hep hatırda tutmakta yarar var:

Her gün kullandığımız araçlara farklı bir gözle bakabilmek, bunların nasıl daha iyi yapılabileceğini düşünmek, iyi tasarıma zemin hazırlar. Mevcut teknolojiyi sorgulamaktır bütün sorun. (James Dyson, Torbasız elektrik süpürgesi mucidi) 

LTE Forum 2012
GÜNÜN DİĞER HABERLERİNDEN
Greenpeace, Apple'ı "ziyaret etti"