Teknolojisiz eğitim olmaz
Türkiye Bilişim Vakfı 1995’te kurulduğundan bu yana, ülkemizde örgün eğitimin, çağdaş ve küresel rekabete uygun bilgi ve becerileri genç kuşaklara teknolojiyi kullanarak aktarması gerektiğini anlatmaya çalıştık. Yerinde eğitim ve uzaktan eğitimin nasıl yapılması gerektiğine dair raporlar hazırladık. Vakfımız için teknoloji hiç bir zaman bir amaç olmadı. Sadece araçtı. Bu görüşümüzü koruyoruz.
Eğitim, kullandığı teknolojiyle değil, içeriği ile önemli olmalı. Eğitimin bütününde daima öne çıkması gereken öğe, “Ne öğretiyoruz? Nasıl öğretiyoruz?” olmak zorunda. “Neyi kullanarak öğretiyoruz?” da elbette önemli ama, ikinci derecede... Çünkü, araç-gereç (yani teknoloji) donanımsa, araç-gereçle öğretilecek “şey” de yazılımdır.
“Okullara sadece bilgisayar koymak, öğrenmeye etki yapmaya yetmiyor. Bununla birlikte, BİT’in bazı özel uygulamaları; öğrenmeyi, yetenek ve becerileri etkileyebildiği gibi, öğretme biçimlerini, okullarda inovasyonu, ve toplumsal hizmetleri de etkileyebilir.” [1]
Eğitimin, ekonomik kalkınmadaki rolü hep bilindiğinden, teknolojiyle destekleyerek, Türkiye’de eğitimi hızlandırma ve yaygınlaştırma fikri ilk kez 1984’te 1,100 adet bilgisayarın MEB tarafından satın alınmasıyla başladı. 1987’de Türkiye’de ilk kez bir “Bilgisayar Destekli Eğitim Konferansı” düzenlendi. İlk kez bir başbakan (Turgut Özal), “Bilgisayar Destekli Eğitimde Bir Milyon Bilgisayar” hedefini dile getirdi. 1984-1990 arasında 5 bin bilgisayar, MEB okullarına girmiş oldu. MEB Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü 1991’de özel okul ve dershanelerde de bilgisayarın eğitim-öğretim ve yönetim faaliyetlerinde kullanılmasınının “gerekli olduğunu” bildirdi.[2]
MEB Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü’nün “Okullarda Bilgi Teknolojileri Uygulamalarına Yönelik Çalışmalar” başlıklı 2002 tarihli dosyasında hangi okula hangi tarihte kaç bilgisayar alındığı ayrıntılı bir döküm olarak yer alıyor. Ancak, bu bilgisayarların kullanılmasıyla “eğitimdeki çıktılar” hakkında aydınlatıcı bir bilgi görülmüyor.[3]
O döneme ait algı, BDE girişiminin, umulan sonuçları veremediğine yönelik. Örneğin, 6 Mayıs 1991 tarihli Milliyet, “Okullar Bilgisayar Çöplüğü” başlıklı haberinde bazı okullardaki BDE uygulamalarındaki yetersizlikleri aktarıyor. “Süs Oldu” başlığıyla, üstleri örtülü PC’leri masalarda yanyana dizili gösteren fotoğrafın altyazısı şöyle: “BDE çerçevesinde pilot ilan edilen okulların bir kısmında bilgisayar odaları kurulabilmiş ancak amacına uygun kullanılamadığından süs gibi duruyor.”
Bir başka örnek: 2000 yılında “Bilişim Teknolojileri Işığında Eğitim Konferansı”nda bir eğitimcinin sunduğu bildiride benzer cümlelere rastlanıyor: “İlköğretimde bilgisayarın tek başına kullanılması nitelikli bir eğitim anlamına gelmemektedir. Böyle bir anlayış, ilköğretimin niteliğini riske bile atabilir. Örneğin 1980’li yılların sonlarında her okula bir bilgisayar kampanyasıyla, her okula bilgisayar girmiştir. Ancak, bilgisayarların örtüleri bile kaldırılmamış, gözden uzak odalarda kilitli kalmıştır.”[4]
1997-98 döneminde ortaöğretimin 8 yıla çıkartılmasıyla birlikte BDE konusu yeniden gündeme geldi. Türkiye’de İnternet “başlamıştı” ve bundan, okullarda eğitim-öğretimde yararlanmak gerekiyordu. Bu kez, Dünya Bankası’ndan sağlanacak 600 milyon Dolar krediyle BDE uygulamasını ortaöğretime yerleştirmeye karar verildi. Anlaşma 25 Haziran 1998’de imzalandı.
1998-2003 döneminde satın alınan ve sınıflara yerleştirilen bilgisayar sayıları hakkında MEB web sitesindeki sayısal bilgiyi buraya aktarmak mümkün değil.[5] Yapılanlar ve bunların sayılara yansıması etkileyici. Temel Eğitim Projesi çerçevesinde “221 bin öğretmenin bilgisayar eğitimi aldığı” bilgisi varsa da bu eğitimin “ne işe ve nasıl” yaradığına dair “çıktı” bilgisini bulamıyoruz. MEB’in etkileyici sayılarının, toplumsal katma değerini hesaplayamıyoruz. Belki şu söylenebilir: 2003 ve 2004 yılları, Liselere Giriş Sınavları’nda önce 40 bin, sonra 64 bin öğrencinin (yani, sınava giren adayların %10’u) “sıfır” puan aldığı yıllar olarak kayıtlara geçti. Dönemin MEB Hüseyin Çelik’in, 2004 yılındaki “64 bin sayısının trajik bir artış olmadığını, sıfırcılarla ilgili felaket tellallığı yapılmamasını istemesi” de aynı şekilde arşivlerde duruyor.[6]
Ve bugüne geldiğimizde karşımızda bu kez FATİH Projesi var. 4 yıl içinde 10 milyon 800 bin tablet, öğrencilere dağıtılacak. Bu, şimdiye kadar “bilgisayar destekli eğitim”in en kapsamlısı. Haliyle, getirdiği sorular ve sorunlar da o ölçüde çok.
Konu, öğrencilere verilecek tablet bilgisayarların sayısıyla basına yansıdı. Her açıdan çok büyük bir proje olacağı kuşkusuz. Bu kadar büyük ve kapsamlı bir hareketin pilot proje olmadan devreye girmesi, doğrusu, ayrıca risk faktörünü artırıyor.
Ayrıca, kamuya yansıyan “tablet bilgisayar” veya “akıllı tahta” tarafı buzdağının görünen boyutu. Hatta belki de, her ne kadar “pahada ağır” ise de projenin parayla halledilecek en rahat boyutu.
Biz TBV olarak, projeyle ilgili kendi gözlemlerimize yönelik bir çalışma yaptık. Burada sadece başlıklar halinde özetlersem, konunun ne kadar boyutlu olduğu kendiliğinden ortaya çıkar:
1..İşletim sistemi ve yazılımla ilgili 5 önlem olduğunu düşünüyoruz:
*Güvenlik: Böyle bir sistemin zafiyeti durumunda ülke çapında tüm gençlerimizi etkileyebilecek risk unsuru büyük.
*Güvenilirlik: Sistem sorunsuz olarak ayakta kalmalı ve sorun ortaya çıktığında çözüm hızla bulunabilmeli.
*Birlikte çalışabilirlik: Sistem, mevcut olan ve ilerde ortaya çıkacak yazılım ve donanımlarla sorunsuz çalışabilmeli.
*Yönetilebilirlik: Sistem yöneticileri Türkiye sathında bu sistemi 7/24 kusursuz ve aksaksız çalıştırabilmeli.
*Sürdürülebilirlik: Yukardaki öğelerin toplamı, sistemin ayakta kalmasını ve tıpkı bir elektrik şebekesi gibi sürekli işlemesini sağlamalı.
2..Eğitsel e-içeriğin sağlanması ve yönetilmesi: Sistemde akıllı tahta, tablet ve bunların içinde “dolaşacak” içerik (veri ve bilgi) konusu, eğitimin temelini oluşturuyor. Farklı kişi ve kurumlardan kaynaklanacak içeriğin en güvenli biçimde denetlenmesi gerekiyor. Sistem, her türlü internet ağına bağlanabilmeli ve öğrenci, bilgiye 7/24 istediği yerden ulaşabilmeli. Zaten sistemin temel amacı bu.
3..Ağ alt yapısı ve geniş bant internet kullanımı ve güvenlik: 42 bin okula ulaşması beklenen bir uygulamada kesinti, aksama, teknik sorun olmaması şart. İletimin kalitesi için geniş bant kullanılması gerekli. Ama internetten “kontrolsüz” erişim olmamalı ve bütün okullar özel bir sanal ağ üzerinden birbiriyle haberleşebilmeli.
4..Tablet: Eğitimin, üzerinde yapılacağı cihaz Wi-Fi ve 3G uyumlu olmalı. Halen Türkiye’de 3G teknolojisi 25 milyon kullanıcıya ulaştı. Wi-Fi yaygınlığı henüz az. Bu nedenle, tabletin her iki sisteme de uyumlu olması gerekiyor.
5..Yazıcı donanımı: İnternetin, kağıt tüketimini azaltması “gerektiği” sanılırken, tam tersine, artırdığı biliniyor. Öğrenci, tabletle eriştiği bilgiyi kağıda basmak isterse, bunu sağlayacak bir teknoloji sisteme eklenmeli.
Özetlersek, TBV’nin kuruluşundan beri eğitimde önemini hep vurguladığımız “bilgiye 7/24 erişmeyi sağlayacak ortam,” ülke çapında gerçekleşmek üzere. FATİH Projesi bu bakımdan, devletin, eğitimi çağdaş teknolojiyi kullanarak etkinleştirme gayretinde şimdiye kadarki en kapsamlı ve organize girişim. Gelecek kuşağın zihnini şekillendirme ve eğitme gibi çok yaşamsal önemde bir projenin, bundan önceki iyi niyetli ama organizasyonu yetersiz projelere benzememesi ve gerçekten “işe yaraması” için TBV olarak görüşlerimizi -1995’ten beri yaptığımız gibi- ilgililere iletmeye devam edeceğiz.
[1] Wagner, D.A., Day, B., James, T., Kozma, R.B., Miller, J. & Unwin, T. (2005). Monitoring and Evaluation of ICT in Education Projects. A Handbook for Developing Countries. Washington DC: Information for Development Program (InfoDev). http://www.infodev.org/files/2942_file_M_E_ICT_Education_draft_WSIS_optimized.pdf
[4] Ali Ersoy. Bilgi Toplumu Olma Sürecindeki Türkiye: İlköğretimde Bilgisayar Kullanımı Yoluyla Bilgisayar Okuryazarlığı Kazandırılması ve İnternet. Bilişim Teknolojileri Işığında Eğitim Konferansı (15-17 Mayıs 2000) Bildiri Kitabı. S.9