İstanbul, İstanbul olalı...
Avrupa’nın ikinci büyük metropolü olan, ülke sanayisinin yüzde 28’inin bulunduğu, toplam ticaret hacminin yaklaşık üçte birini tek başına gerçekleştiren İstanbul, tüm bu büyüklük sıfatlarına sahip olmasına rağmen, konu bilgi iletişim teknolojileri olduğunda bilinmeyenlerle dolu bir denklem davranışları gösteriyor.
Bunun en büyük nedenlerinden biri ise, BT’nin sağladığı katma değeri hesaplama adına gerçek anlamda bir ölçümün yapılmamış olması. Türkiye’nin yüzölçümü hariç her anlamda en büyük devi olan İstanbul, bu ölçülmemiş veriler nedeniyle örneğin İnovasyon Kentleri Dünya 2010 listesinde ilk 100’de bile yer almıyor. Peki İstanbul, tüm bu bilinmeyen ama sektör tarafından gözlenebilen değerleriyle gerçek bir inovasyon şehri olabilir mi? Ya da şöyle soralım; İstanbul, endüstri ve ticaret yoğun kimliğinden sıyrılıp teknoloji alanında dünyanın önde gelen merkezlerinden biri haline gelebilir mi? Gelin, bu soruların yanıtını yapılan çalışmaları değerlendirerek birlikte arayalım ve rakamların neler söylediğine bir bakalım...
Yenileşim katkılı bir İstanbul için
Yenileşim, yani TDK’nın inovasyona karşılık önerdiği kelime. Her ne kadar bu öneri çok tutulmasa da kulağa daha hoş geldiğini söylemek mümkün. Ne de olsa “yeni” olanın her zaman bir çekiciliği bulunuyor. Bu kavramın inovasyonun yerini alamamasında ise ana konumuz olan İstanbul’un önemli bir rolü bulunuyor. Çünkü İstanbul, yüzlerce yıldır içinde yaşadığımız dünya adlı kürenin en büyük metropollerinden biri. Belki de asıl engel burada karşımıza çıkıyor. En büyük olmak, her zaman en yenilikçi olmayı beraberinde getirmiyor.
Bu iddiayı rakamlarla destekleyelim isterseniz. İstanbul bugün, Avrupa’da Moskova’dan sonra ikinci büyük metropol. Kurulu 50 bankanın 46’sının merkezi ile toplam mevduatın yüzde 42’si burada, yani finansal anlamda bir erişim noksanlığı bulunmuyor. Ticaret hacminin dörtte biri İstanbul’da gerçekleşiyor. Ulaştırma ve haberleşmenin yüzde 42’si de yine İstanbul’da. Ama tüm bunların dışında bilgi iletişim teknolojileri alanında alınması gereken uzun bir yol bulunuyor. Bu adımlardan ilki ise gerçek büyüklüklerin ortaya çıkarılabilmesi için gereken izleme ve kontrol mekanizmalarının oluşturulmasından geçiyor. Türkiye Bilişim Vakfı’nın (TBD) koordinasyonunda, İstanbul Kalkınma Ajansı’nın desteği ile kurulan ve Türkiye Bilişim Sanayicileri Derneği (TÜBİSAD) ile Sabancı Üniversitesi’nin de dahil olduğu “İstanbul Bilgi Toplumu İzleme Grubu” Projesi bu eksikliği gidermek için bugüne kadar atılmış en önemli adımlardan biri olarak karşımıza çıkıyor.
Bilgi Çağı’nın bu ayki konusunda atılan bu adımla ilgili farklı yazıları bulabilirsiniz. Örneğin Ezgi Güler tarafından kaleme alınan "BT'de uluslararası rekabetin yolu İstanbul'dan geçiyor" başlıklı yazı konuyu küresel ölçekte İstanbul'un yeri açısından ele alırken, Deniz Renkveren tarafından hazırlanan "İstanbul'un öncelikle bilişimin nabzını tutması gerekiyor" yazısı ise STK'ların konuya bakış açısını değerlendiriyor.
Geçmişin İstanbul’u geleceğe taşınabilir mi?
İstanbul’un ekonomik yapısını tek bir cümleyle ifade etmemiz gerekseydi “Paranın döndüğü yer” dememiz yeterli olurdu. Ancak para, bilgi teknolojileri söz konusu olduğunda Ar-Ge’ye dönüşme konusunda yetersiz kalabiliyor. Evet, İstanbul’un maddi anlamda bir sıkıntısı bulunmuyor, sayısız üniversitesi ve gelişmiş özel sektörüyle, Ar-Ge için gereken yetişmiş insan kaynağı açısından da bir eksiği bulunmuyor. Coğrafi alan, üniversite desteği, hatta özel sektör – üniversite işbirliği anlamında da bir noksanlıktan söz etmek birkaç spesifik alan dışında mümkün değil. Peki, İstanbul, eskilerin deyimiyle helva yapmayı, yani yenileşimde –ya da İstanbul’da kullanıldığı ismiyle inovasyonda- neden sıçrama yapamıyor?
İstanbul bugüne kadar pek çok teknokent girişimine sahne oldu. Ortak çalışmalar yapıldı, araziler tahsis edildi. Ama tüm bunların değerinin ölçülmemesi nedeniyle İstanbul bugün UNESCO’nun Yaratıcı Kentler Ağı’nda yer almıyor. Küresel Kentler 2010 listesindeki 65 şehir arasında kendine ancak 41. sırada yer bulabiliyor. İnovasyon Kentleri listesinde Avrupa’da ancak 76. sıraya yerleşebilirken dünya genelindeki liste sözkonusu olduğunda ilk 100’e dahi giremiyor. Kısaca İBİTİG olarak tanımlanan İstanbul Bilgi Toplumu İzleme Grubu’nun Temmuz 2012’de yayınlayacağı rapor bu durumu giderse de, yaşam hızı olarak dünyanın belki de ilk 10 şehrinden biri olarak sayabileceğimiz İstanbul, belki de bu hızın etkisiyle Ar-Ge’yi, inovasyonu es geçiyor, ekonomik güç ve nüfus olarak inovasyona en fazla ihtiyaç duyan bu kocaman metropolümüz, kendisine hakettiği değeri gösteremiyor...
Bundan sonrası için...
Bundan sonraki aşama için başta kamu ve STK’ların üstlenmesi gereken önemli roller bulunuyor. Belediye ve ilgili bakanlıklar başta olmak üzere kamu kurumlarının işin koordinasyonu, alan tahsisi ve teşvikler anlamında etkin bir çalışma yürütmesi, STK’ların ise BİT içinde odaklanılabilecek alanları tespit edip kamu kurumlarını ve özel sektörü yönlendirmesi gerekiyor. Sürecin doğru yönetilmesi, bundan sonrası için geleceğe daha iyimser bakılmasını sağlamanın ötesinde, İstanbul’un yalnızca ekonomik anlamda değil, Ar-Ge ve inovasyon anlamında da hakettiği değeri bulmasını sağlayacak yolu açabilir.