İstanbul'un AR-GE merkezine dönüştürülmesi projesi: Zorluklar ve fırsatlar
Yeni neslin giriş bariyeri düşük olan ve küçük ekiplerle hayata geçirebildikleri, uzmanlaşma gerektirmeyen İnternet projelerini tercih etmesini çok haksız bulmuyorum. Gerçek AR-GE projeleri hem sorunları doğru tespit edebilecek bir bakış açısına sahip olmayı, hem de uzun vadeli, inovatif bir yaklaşımı gerektiriyor. Eğitim sistemimiz gençlerimizi doğru soruları sormaya ve doğru çözümleri üretmeye değil, kısa vadeli sonuç beklentilerine sahip olmaya yöneltiyor. İstanbul'un bilişim şehri olmasını sağlamak için, kısa sürede dönüşmesi mümkün olmayan eğitim sistemini destekleyecek ve AR-GE projelerini özendirecek kuluçka merkezleri, mentorluk programları geliştirilmeli.
Girişimciliğin 'kendi işini yapmak' değil, 'inovasyon sağlamak' olduğu önermesinde mutabıksak, şunda da mutabık olmalıyız: AR-GE, temelde bir girişimcilik işidir. Girişimciler boşlukları gören, ve bunları doldurmak için bugüne kadar denenmemiş şeyleri hayata geçirenlerdir. Ancak boşluk görmek de, bu boşluğun doldurabilmek de farklı düşünmeyi gerektiriyor. Bu noktada, eğitim sistemimizdeki bir eksiklik bizi zorluyor: Düşünmeyi değil ezberlemeyi, yazmayı değil okumayı teşvik eden bir gelenek...
Neyse ki vizyon, yalnızca eğitim sistemiyle kazanılmak durumunda değil. İnternet'te yabancı haber kaynaklarından teknoloji ve girişimcilik konu başlıklarını takip eden gençler, hangi sorunların hangi girişimlerle çözüldüğünü görebiliyor. Bunu, yeterince fazla sayıda matematik sorusu gören bir öğrencinin soru çözme yeteneğinin artmasına benzetiyorum. Bir işleyişi, koca bir sektörü, bazen de geniş ölçekte dünyayı değiştiren girişimler, gençlerimizin görmedikleri sorunları görebilir hale gelmesini sağlayabiliyor.
İşte eğitim sistemimizin eksikleri nedeniyle inovasyonu içselleştiremeyen nesiller, işe İnternet projeleriyle, küçük adımlarla başlayabilir. Bir şehrin enerji verimliliğini arttıracak bir proje üretmek birikim ve altyapı gerektiriyor. 20'li yaşlarında bir İnternet projesiyle bireylere kendi ekonomilerini izleme ve yönetme olanağı sağlayan gençler, 30'larında bunu şehirler, 40'larında ise ülkeler ölçeğinde hayata geçirebilir. Dolayısıyla, girişimciliğin desteklenmesinin bir ülke politikası haline gelmesi, orta vadede AR-GE çalışmalarına güç verecektir.
Desteğin vergi ve sermaye desteği sağlamanın ötesine geçmesi gerekiyor. Ancak bu konuda devletin katkısı sınırlı olacaktır. Sermaye konusunda bir eksik olduğunu düşünmüyorum. Yeterince parlak bir fikrin doğru ekip tarafından uygulamaya geçirildiği bir projeyi keşfedip fonlamak, yatırımcıların zaten en temel işidir ve rekabet burada gerekenin yapılmasını sağlayacaktır. Girişimcilerin ihtiyaç duyduğu destek, ancak daha önce başarmış olan girişimcilerden gelebilir, gelmelidir. Aynı yollardan geçmiş başarılı girişimcilerden oluşan mentorlar, kendi girişimini satıp melek sermayedar olarak çalışmalarını sürdüren yatırımcılar ve üniversite-sanayi işbirliğiyle kurulacak kuluçka merkezleri, ihtiyaç duyulan girişimcilik ekosistemini oluşturacaktır.
Rekabet, şirketleri inovasyonu desteklemeye mecbur kılıyor. İnovasyonu hızlı şekilde hayata geçirebilen şirketler hem kendilerine, hem de faaliyet gösterdikleri sektöre değer katıyor. Geleneksel ve köklü şirketlerin, bu inovatif şirketlerin katkısına ihtiyaç duyduğu bir dönemden geçiyoruz. Geleneksel işleyen her sistemi hızlandıracak, daha verimli hale getirecek, üretilen değeri artıracak pek çok bozma (disruption) yöntemi geliştirmek mümkün. İstanbul'un buna merkezlik yapmaya aday olması için gereken şey ise yukarıda bahsettiğim ekosistem. Bu ekosistemin unsurları doğru projeleri üretecek, keşfedecek ve yukarı çekecektir.