eTR'de 10. yıla doğru
Dokuz yıl önce TBV, TÜSİAD’la birlikte sivil toplum örgütlerinin, devlet nezdindeki tek ödül mekanizması olan eTR Ödülleri'ni kurarken, e-devlet bir kavramdı.
TBV olarak, 1995'ten bu yana, önce e-devletle başlayan ve e-dönüşümle devam edecek olan çağdaş uygulamaların, ülkemize tasarruf, verimlilik ve etkinlik olarak geri döneceğini biliyoruz. Bu nedenle e-devleti ve onun uzantısı olan e-dönüşümü ülke ekonomisinde verimliliği artırma, böylece de ülkemizin küresel rekabette daha hızlanması fırsatı olarak görüyoruz.
Türkiye Bilişim Vakfı’mızın, kurulduğu 1995’ten bu yana geçen 17 yılda kamuoyuna en çok açık, dolayısıyla en çok ses getiren projemiz eTR Ödülleri oldu... Türkiye’nin, daha rekabetçi bir ekonomik düzen kurmasını teşvik edecek en dinamik projelerimizden...
eTR Ödülleri fikri, dünyada e-devlet kavramının doğması ve gelişmesiyle birlikte gündemimize girdi. Bu süreci hiç bilmeyenlere olduğu kadar, işin içinde fazlaca olup, “o noktadan bu noktaya” ne zaman nasıl geldiğimizi unutanlar için de kısa bir tarihçeyle konuyu takdim en uygunu olsa gerek.
İnternet, devlet ve siyasetle ilişkili olarak ilk kez ABD’de kullanılmaya başlandı.
*1990 yılında ABD Federal Hükümeti’nde 1 milyon bilgisayar kullanılıyordu. Bu sayıya, üniversiteler ve bilimsel araştırma kurumları dahil değildi.
*California valilerinden Jerry Brown, 1992’de ABD Başkanlığına aday adaylığı sırasında, siyasi kampanyasında dünyada ilk kez email kullanan siyasetçi oldu.
*Bir yıl sonra 1993’te Senatör Edward Kennedy, web sitesi kuran ilk siyasetçi oldu.
*1993’te göreve gelen Bill Clinton ve yardımcısı Al Gore’la birlikte ABD’de “İnternet’in halka açılması” dönemi başladı. Örneğin, 21 Ekim 1994’te dünyanın ilk cumhurbaşkanlığı web sitesi Beyaz Saray’da yayına başladı.
Al Gore, daha yıllar önce, “bilgi otoyolu” (information superhighway) sözcüğünü siyasi söylemine katmıştı. 1988’den beri de bilişimin önemini vurgulayan ve geniş ölçüde kamuoyunun kullanıma açan yasa tasarılarında yönlendirici rol oynamıştı. Bu konudaki hevesini ve etkinliğini biraz da abartarak, “İnterneti ben icat ettim” dediği, bir şehir efsanesi olarak 1990’lardan günümüze kadar ulaştı.
Oysa bunun aslı yoktu. Al Gore, bir konuşmasında sadece, “Görevde olduğum yıllarda İnternetin yaratılmasında önayak oldum” demişti, o kadar. [4]
Clinton-Gore yönetiminde internet, ABD’de üniversitelerden ve konuya meraklı gruplardan çıkarak, halka mal olmaya başladı. Bu ilk adımlarla, internet, devlette ve siyasette işlev kazandı. Ancak, devlet bürokrasisinin, internete aktarılarak, devlet hizmetlerinin vatandaşa daha hızlı, daha etkin, daha etkileşimli bir şekilde iletilmeye başlanması (adı henüz Elektronik Hükümet’ti) ise ABD’den önce, Güney Kore’de gerçekleşti. [5]
2000 yılına gelindiğinde Güney Kore’de neredeyse bütün bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları hızlı bir internet ağı üzerinden birbirine bağlanmıştı. O dönemde, internetin “sihirli bir değnek” olduğu ve insanlığın bütün sorunlarını çabucak çözeceği inancının en yoğun yaşandığı çok iyimser bir dönemdi. Ama internetle gelen “web stili yaşam” (Bill Gates’in tanımı) ABD’de internet kullanarak yepyeni iş modelleri üreten şirketlerin aşırı beklentileriyle birlikte bir balon halini aldı ve 10 Mart 2000’de teknoloji şirketlerinin borsasını izleyen NASDAQ İndeksi’ndeki büyük düşüşle sonlandı.
İnternetle gelen yeni yaşam tarzında, kamuoylarının gözünden uzakta, Batılı devletlerin bürokrasi çarkının içinde yavaş yavaş gelişen e-devlet uygulamaları ise, birer ikişer ortaya çıkmaya başladı.
Türkiye’de de aynı yönde bir istek ve girişim vardı. Ancak, dünyada İnternet Devrimi başladığı dönemde Türkiye’de 1991-2002 arasında iki kez ekonomik krize yol açan, yüksek enflasyon ortamı yaratan, sürekli siyasi ve toplumsal çekişme içinde patinaj yapan, eşgüdümden yoksun 9 değişik koalisyon hükümeti kuruldu. Bu dönemde Türkiye’de, İnternet Devrimi fark edilmekle birlikte, bunun, devletin vatandaşa daha iyi hizmet sunmasını sağlayacak bir sistemi düşünecek ortam yoktu. Sadece, bilişim ve teknolojide bir strateji belirlemek amacıyla iyi niyetli, ama arkası gelmeyen girişimler yapıldı. 1998’de Ulaştırma Bakanlığı’nın yönlendirmesinde TUENA (Türkiye Ulusal Enformasyon Altyapısı) çalıştayları yapıldı. Ancak bu girişimlerin, bir stratejiye dönüşmesi için en az bir 4-5 yıl daha geçmesi gerekti.
1991-2002 arasında Türkiye için “kayıp on yıl” diyebileceğimiz o dönemde Türkiye Bilişim Vakfı, tam da bu siyasi ve ekonomik istikrarsızlık ortamında 1 Nisan 1995’de kuruldu.
Koalisyon hükümetlerine, ekonominin daha verimli ve rekabetçi olabilmesi için internetin (genel anlamda bilişimin) hızlandırıcı bir araç olarak kullanılmasının önemi vurgulanmaya başlandı.Türkiye’nin, bilgi toplumuna doğru ilerlemesi amacıyla, AB uyum süreci çerçevesinde, AB’de uygulanan e-devlet stratejisinin Türkiye’ye de uyarlanmasının önemi yine Vakıf tarafından gündemde tutuldu. Vakıf açısından e-devlet, tüm ülkenin bir e-dönüşümden geçmesini sağlayacak yapı taşlarından en önemlisiydi. Ama bir araçtı sadece. Öngörülen esas hedefi, e-devletten de öte, tüm ülkenin bir e-dönüşümden geçmesini sağlayacak altyapının kurulmasıydı. TBV’e göre e-dönüşüm, bir makyaj değil, hayat kurtaran bir ameliyattı.
Ekonominin, ancak e-dönüşümle daha rekabetçi hale geleceğinin örneklerini aramak için uzaklara gitmeye gerek yoktu. Türk özel sektöründe örnekleri vardı. Şirketlerde amaç, ille son teknolojiyi kullanmak değil, yapılan işin daha az kaynakla, daha kısa zamanda, yani bilişimi kullanarak yapmak için bir strateji oluşturmaktı. Bunu, devletler de yapmayı düşünüyordu. Türkiye de yapabilirdi.
Böylece, Türkiye’de e-devlet kavramı, 2001-2002’de koalisyon hükümetleri döneminde ilk kez gündeme geldi.
Avrupa Birliği tarafından 2000-2010 arasında AB’yi ABD ile rekabet edebilir düzeye getirmeyi hedefleyen bir dizi karar arasında en önemlisi sayılan “e-Avrupa Eylem Planı” AB tarafından uygulamaya konulduğunda, bu plana paralel olarak Türkiye’de de “e-Türkiye Eylem Planı” hazırlanması ve uygulanması fikri oluştu. Vakıf, buna yoğun destek verdi. Plan, devlet bürokrasisinin e-devlete dönüşmesini öngörüyordu. Çeşitli eksiklerine rağmen iyi niyetli bir çabaydı. Proje başarıya ulaştığı takdirde Türkiye, bilgi toplumu olma yolunda önemli ilerleme kaydedecekti. (Ne yazık ki proje, Vakfın bütün uyarılarına rağmen, sanayi toplumu dönemini çağrıştıran bir tutumla “kategorik olarak” ayrı ayrı eylemler –projeler- olarak ele alınmış ve “bütün” gözden kaçırılmıştı. Projedeki eylem planları arasında bağlantı, hedef ve amaç bütünlüğü sağlanamamıştı. Neticede Plan, layıkıyla uygulanamadan rafa kalktı. Yerine bir yenisi henüz yapılmadı).
2002-03’te ülkemizde e-devlet uygulama düzeyini göstermesi bakımından şu verileri, 2012’de okumak ilginç olacak sanırım:
Gelişmiş ülkelerde e-devlet kullanım oranı yüzde 30-53 arasında değişiyor. Türkiye’de bu oran yüzde 3. Türkiye bu bakımdan, Endonezya ve Rusya ile birlikte sonuncu sırada yer alıyor.
Türkiye’de 158 kamu kurumunun 109’unun web sitesi var. Bunlardan 4’ü sadece bilgi vermeye yönelik siteler. 24’ü elektronik belge sunabiliyor. Elektronik belge sunan bu kurumların yalnız yüzde 3’ünde online işlem yapılabiliyor.
81 kurum, elektronik posta olanağı sunuyor.
49 kamu kuruluşunun web sitesi yok.
Bu kurumlardan 4’ü hazırlık aşamasında.
7’sinin sayfaları sorunlu.
38 kurumda henüz bir hareket yok.[3]
**
2003, ülkemizde e-devlet konusunda bir dönemeç oldu:
En önemli adım 20 Ocak 2003’te atıldı. Kısa adı MERNİS olan Merkezi Nüfus İdaresi Sistemi 31 yıllık bir çalışma ardından nihayet yürürlüğe girdi. (5 Mayıs 1972’de Mernis konusunda ilk çalışma başlamış, 1976’da Devlet Planlama teşkilatı tarafından projelendirilmişti).
Devlet hizmetlerinin elektronik ortama taşınması, medyanın gündem konusu oldu:
*Dünya, 21 Ocak 2003: Kamuda “Bugün git, yerın gel” bitiyor. Artık vatandaşlar kamu hizmetlerinden çok hızlı ve şeffaf bir şekilde faydalanacaklar.
*Güneş, 21 Ocak 2003: 112 saniyede nüfus cüzdanı alınacak. Edirne’de oturan Ardahan’lı bir vatandaş gişe önünde en fazla 20-30 saniye bekleyerek vukuatlı nüfus kayıt örneği, 1 dakika 52 saniye bekleyerek nüfus cüzdanı alabilecek.
*Milliyet, 22 Ocak 2003: MERNİS kapsamında kimlik numarası için kuyruğa giren bazı vatandaşlar numarayı ne yapacaklarını bilemedikleri gibi, MERNİS’e “merinos” diyor.
*Ekonomist, 26 Ocak 2003: e-devletin en önemli adımı MERNİS’le atıldı. 30 yıllık gecikmeyle hayata geçti. Bu gecikmenin, Türkiye’ye pahalıya mal olduğu belirtiliyor. TBV’nin yaptığı hesaplamalara göre MERNİS’in devreye geç girmesinin devlete çıkardığı fatura 10 milyon Dolara ulaştı.
e-devlete doğru adımların kararlı bir şekilde atılmaya başlandığı 2003 yılında, TBV bu yöndeki her türlü çalışmayı destekleyip teşvik edilmesi gerektiğini düşündü. Bunu sağlayacak bir mekanizmanın nasıl oluşturulacağı, TÜSİAD’la görüşüldü.
Türkiye’yi bilgi toplumuna giden yola nihayet çıkartmayı hedefleyen bir hükümetin e-devlet girişimlerini desteklemek amacıyla, TÜSİAD’la birlikte, web üzerinden hizmet vermeye başlayan devlet kurum ve kuruluşlarının etkinliğini değerlendiren yarışmalı bir ödül sistemi yaratıldı. Uzmanlardan oluşan bir jüri, yarışmaya başvuran projeleri bazı ölçütlere göre değerlendirecek ve gerçekten bir katma değer sağlayan projelere ödül verecekti. (Bu konudaki teknik ayrıntılar için www.etrodulleri.org)
e-Türkiye Ödülleri ödül sistemi, sivil toplum örgütlerinin, devlet nezdindeki tek ödül mekanizması oldu. Hâlâ da öyle.
Kısaca eTR Ödülleri denilen bu yöntemle, devlette örnek web uygulamalarına dikkat çekilmesi, bu konuda yenilikçi girişimlerin kamuoyuna tanıtılması, başarılı girişimlerin desteklenmesi ve özendirilmesi, bu yöndeki uygulamaların yaygınlaştırılmasına katkıda bulunulması hedeflendi.
İlk e-Türkiye Ödülleri, 23 Ekim 2003’te “Vatandaş Odaklı e-Devlet” alt başlığıyla Sabancı Center’da düzenlenen e-Devlet Kongresi’nde verildi.
2003’ten bu yana geçen 9 yıllık yoğun çalışma süresinde eTR Ödülleri, Avrupa Birliği çapında başarıya giden yolu da açtı: 2008’de “Kamudan Vatandaşa e-Hizmetler” kategorisinde eTR Ödülü alan Adalet Bakanlığı SMS Bilgi Sistemi, ertesi yıl Avrupa Birliği e-Devlet Ödülü’ne layık görüldü. Böylece, bir Türk e-devlet projesi AB tarafından ödüllendirilmiş oldu.
eTR Ödülleri, bürokrasinin, e-devlete yönelik heves ve taleplerini artırmaya yaradı. Bürokraside sessiz sedasız, kamuoyunda adları duyulmadan, hiç tanınmadan, sadece işlerini en iyi ve en verimli yapmaya çalışarak, kurumlarına bu ödülleri kazandırmayı amaçlayan, bu yarışa katılan, aklını-zihnini-dikkatini-enerjisini bu projelere adayan bütün katılımcılar olmasa, e-devlete doğru gidişimiz aksardı.
eTR Ödülleri vasıtasıyla kamuoyu, e-devlet kavramını tanıdı. Ve uygulamaların artmasıyla da benimsedi.
Sadece kamuoyu da değil. Bizzat “devlet,” bu ödüllerin göstermelik olmadığını, gerçek fayda sağladığını, Yedinci eTR Ödülleri’nin “Cumhurbaşkanlığı himayesinde” verilmesiyle gösterdi. 10 Ocak 2010’da Çankaya Köşkü’nde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de katıldığı bir törenle ödüller sahiplerini buldu. Sekizinci ve Dokuzuncu eTR Ödül törenleri ise TBMM Başkanlığı’nın himayesinde TBMM Tören Salonu’nda yapıldı.
e-devlet çalışmalarının, devletin en yüksek katında böylesine önemsenmesini, e-devleti daha da geliştirmeye yönelik her türlü girişimi teşvik edecek, cesaretlendirecek adımlar olarak görüyoruz.
Burada bir kazan-kazan durumu yaşanıyor: Devlet; bürokrasisini elektronik ortama taşıyıp, daha hızlı, daha verimli çalıştıkça, vatandaş da devletin, daha güler yüzlü, daha verimli, daha hızlı olabileceğini bizzat yaşayıp memnun oluyor.
Bugün vatandaşlar, 38 kamu kurumunun 293 hizmetini İnternet üzerinden alıyor. E-devletten yararlanan vatandaş sayısı 10 milyonu geçti. Devlet hizmetini pasif bir şekilde alan vatandaş, e-devletle birlikte aktif müşteriye dönüşme sürecine girdi.
2003 yılında bugünleri ve bu sayıları sadece hayal edebilirdik. Bugün gerçek oldu. Kullanıcı sayısı ve hizmet sayısı adım adım artıyor. E-devlet, bir yenilik olmaktan ziyade, artık gündelik hayatın bir parçası haline geliyor.
Bu sayede e-devlet uygulamasının sağladığı para tasarrufu da artıyor. Zaman tasarrufu artıyor. Hizmet daha hızlanıyor. Bir zamanlar uzun sıralar bekledikten sonra yapılabilen hizmetler, artık tuşlara basma süresine kısalmış durumda.
Biz TBV olarak, e-devlet sayesinde elde edilen tasarrufun, her yıl kamuoyuna ayrıntılı bir şekilde açıklanmasının, e-devletin, vatandaş tarafından daha takdir edilmesini sağlayacağını düşünüyoruz.
Tasarruf ve hele verimlilik hesabı yapılmadan, ya da yapılsa bile bunu kamuoyu ile bilgi-yoğun bir şekilde paylaşmadan, e-devletin benimsenmesi zaman alacaktır.
e-devletin sağladığı tasarrufa dair bilgi, kamuoyuna sistemsiz bir şekilde, güvenirliği tartışmalı hesaplarla ve geç iletiliyor.[4]
*Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi’nin (UYAP) 23 ayrı uygulamasıyla projenin başlangıcından Nisan 2011′e kadar yaklaşık 1,6 milyar lira tasarruf edildi.
*Sosyal Yardım Bilgi Sistemi (SOYBİS) sayesinde sadece 3 belgenin elektronik ortamda takibiyle kırtasiye ve ulaşım giderlerinden 2010 yılında 11,8 milyon lira tasarruf sağlandı. Araç Tescil ve Sürücü Belgesi İşlemleri (ASBİS) Projesi ile ikinci el araçların alım satımının noterlerde elektronik ortamda gerçekleştirilmesiyle sadece bazı formların işlemden kaldırılması sayesinde bir yılda vatandaşların ödemesi gereken 21,9 milyon lira tasarruf elde edildi.
*2008-2010 döneminde uygulanan Elektronik Fatura Kayıt sistemi ve 2010 yılı Kasım ayında uygulamaya konan e-fatura uygulamasıyla 2008 yılından 2011 yılı Mayıs ayına kadar 218,5 milyon lira tasarruf sağlandı.
Bu hesapları Sayıştay’ın üstlenmesi için gerekli yasal düzenlemenin yapılmasını öneriyoruz.
Nitekim, Sayıştay Başkanı da, yakınlarda, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve TBMM Başkanı’na yazdığı mektuplarda Sayıştay’ın, “kamu yönetiminin verimlilik, hesap verebilirlik, etkinlik ve saydamlığın artırılması için Sayıştay’ın güçlendirilmesini” talep etti. [5]
Bu talep çerçevesinde yapılacak yasal düzenlemelerle, e-devletin sağladığı tasarruf ve verimlilik hesapları en ehil bir şekilde yapılabilir.
**
TBV olarak, e-devleti ve onun, toplumsal yaşamın her alanındaki uygulaması olan e-dönüşümü, ülke ekonomisinde verimliliği artırma, böylece de ülkemizin küresel rekabette daha hızlanması fırsatı olarak görüyoruz.
Ama acaba e-devlet uygulamalarını vatandaş ne kadar benimsiyor?
Ne kadar kullanıyor?
Bu soru hep aklımızdaydı. Kapsamlı bir anket çalışmasıyla bu soruya yanıt aradık. Anket sonuçları henüz değerlendiriliyor. Sonuçlanınca kamuoyuna açıklayacağız. Böylece, bugüne kadarki çabamızdan ne tür bir çıktı elde ettiğimizi göreceğiz.
Bugün, sadece insanların insanlarla değil, cihazların cihazlarla iletişime geçtiği bu süper hızlı iletişim çağında, devlet örgütünün de bu hızdan yararlanmaması düşünülemez.
İletişimin, sabit cihazlardan mobil cihazlara kaymakta olduğu bu dönemde e-devletin de m-devlete (yani mobil devlet) doğru evrim yapması kaçınılmazdı.
e-devletin mobil cihazlar üzerinden vatandaşa ulaşmasından söz ederken, bazı hükümetler, Facebook gibi sosyal paylaşım sitelerini de e-devlet uygulamaları için kullanmayı düşünmeye başladı.
Hollanda, Malezya, Avustralya şimdilik bu konuyu dillendiren ilk ülkeler. Yenilikçi e-devlet uygulamaları bu ülkelerden çıkabilir.
Ve, biliyoruz ki, Türkiye’den çıkabilir...
Belki de eTR Ödülleri’nin 10. yılından itibaren yeni bir kategori daha kurmamız gerekecek: m-devlet uygulamaları...
1
9 Mart 1999 CNN Late Edition programında Wolf Blitzer’in sorusuna yanıtı
5 Vatan, 31.01.2012 “Sayıştay’dan talep: Bizi Güçlendirin”